Puan vermedi·176 syf.··Beğendi
···Okunma: 05 Ekim 2025 13:16 Kitap, Uğur Mumcu’nun 1980 darbesi sonrası yazdığı 2 yıllık köşe yazılarından oluşuyor. Mumcu köşe yazılarında 12 Eylül cuntasını ve 80 darbesine giden süreçte dönemin siyasilerini, bürokratlarını, kimi zaman ağır bir şekilde eleştirirken, kimi zaman da ince bir mizahi dille tabiri caizse rezil ediyor. Araştırmacı Gazetecilik dendiğinde ilk akla gelen isim olan Uğur Mumcu o dönemki yolsuzlukları, kirli ilişkileri belgelerle köşe yazılarında bir bir ortaya döküyor.
Kitapta 82 anayasasının hazırlanış sürecine Aydın gözüyle değinen Mumcu, Demokrasiye ve özgürlüklere dair fikirlerini okur ile paylaşıyor. Kitapta ayrıca Abdi İpekçi cinayetine ve Papa'ya suikast girişimine yer ayırırken, dönemin MHP'li bazı isimler ile Mehmet Ali Ağca arasındaki kirli ilişkileri, Ağca'nın yurt dışına kaçış sürecini ve CIA bağlantılarını en ince ayrıntısına kadar okuyucusuyla paylaşıyor.
Kitapta en beğendiğim alıntı şuydu:
“Terörün olduğu yerde, Anayasadan, hukuk devletinden, serbest seçimlerden, bağımsız yargıdan söz etmenin olanağı yoktur."
Bugün baktığımızda 45 yıl önce ile günümüz arasında üzülerek söylüyorum hiç bir fark yok.
Malesef Hırsızı, yolsuzu, Vatan haini bol bir ülkeyiz.
Uğur Mumcu yıllarca bir çok yolsuzun, hırsızın, vatan haininin nasırına bastığı için, Atatürkçü, Laik, Cumhuriyetçi, Devrimci, araştıran ve sorgulayan korkusuz bir gazeteci olduğu için 24 Ocak 1993'te aracına konan bomba ile yaşamını yitirdi. Her ne kadar faili meçhul bir cinayet olarak yıllardır aydınlatılmasada hepimiz katillerini tanıyoruz.
Uğur Mumcu’nun o muhteşem dizilerinden bazı bölümler ile kendisini saygıyla ve özlemle anıyorum. Işıklar içinde uyu Uğur Mumcu.
Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken, bizler bir mumun ışığında bitirdik kitaplarımızı. Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini, yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya. Ecelsiz öldürüldük. Dövüldük, vurulduk, asıldık.
Vurulduk ey halkım unutma bizi!..
Yoksulluğun bükemediği bileklerimize, çelik kelepçeler takıldı. İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez. İsteseydik, diplomalarımızı, mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık. Mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık. Yazlık, kışlık katlarımız, arabamız olurdu. Yüreğimiz işçiyle birlikte attı, köylüyle birlikte attı. Yaşamımızın en güzel yıllarını, birer taze çiçek gibi verdik topluma. Bizleri yok etmek istediler hep.
Fidan gibi genç kızlardık. Hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı gözbebeklerimizden. Yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında, işkencecilerin acımasız ellerine terkedildik. Direndik küçücük yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla. Tükürülesi suratlarına karşı, bahar çiçekleri gibi, taptaze inançlarımızı fırlattık boş birer eldiven gibi. Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden.
Hücrelere atıldık ey halkım unutma bizi!..
Bağımsızlık, Mustafa Kemal’den armağandı bize. Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara. Mezar taşlarımıza basa basa, devleti yönetenler, gizli emirlerle, başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek istediler. Amerikan üsleri kaldırılsın dedik, sokak ortasında sorgusuz-sualsiz vurdular.
Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk: Komünist dediler. Ülkemiz bağımsız değil dedik; kelepçeyle geldiler üstümüze. Kurtuluş Savaşında, emperyalizme karşı dalgalandırdığımız bayrağımızı, daha da dik tutabilmekti bütün çabamız. Bir kez dinlemediler bizi.
Bir kez anlamak istemediler bizi...
Vurulduk ey halkım, unutma bizi!..
Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık. Bir kadın eline, değmemişti ellerimiz. Bir sevgiliden mektup bile almamıştık daha. Bir gece sabaha karşı, pranga vurulmuş ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarına. Herkes tanıktır ki, korkmadık. İçimiz titremedi hiç. Mezar toprağı gibi taptaze, mezar taşı gibi dimdik, boynumuzu uzattık yağlı kementlere.
Asıldık ey halkım, unutma bizi!..
Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar, ağabeyimiz, babamız yaşlarındaydılar. Ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı, ya da susmuşlardı, bütün olup bitenlere. Öfkelerini bir gün bile karşısındakilere bağırmamış insanların gözleri önünde, öldürüldük. Hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına, batı uygarlığı adına, bizleri bir şafak vakti ipe çektiler...
Unutma bizi...