"Umutsuzluğa düşmek" ise bir devrimciye yasaktır. Cellat elinde işkencede ölüme bir soluk kalmışken bile. Yalnız yasak değil ayıptır da. Çünkü devrimcinin kendisi, insanlığın yarını ve umududur. Bir kural, bir ilkedir bu. Namussuzluğun, alçaklığın egemen olmadığı, soylu, güzel ve onurlu bir dünya, bu temel ilke üzerinde kurulur. Bu bayrak, yüreğime delikanlıyken çekildi. Şimdi kırkı aştım, her an daha zorlu bir rüzgâr ile atardamarımı doldurmakta.
Adı Türkiye olan bu koca ülkeyi, kim neresinden tutuyorsa orasından çekiştiriyor. Yaptığı hareketin bir adım sonrasını hesaplamadan. Ne büyüklükte bir hata yaptığının farkında bile olmadan.
"Spaine göre, Çorum, fitili ateşlenmeyi bekleyen bir barut fıçısı gibi... Peck milliyetçi unsurlara ne yaparlarsa ne tür sonuçlar alabileceklerini anlatıyormuş. Yapılması gereken iki işlerinin kaldığını söylüyor."
"Neymiş onlar?"
"Birincisi yeterli sayıda silah ve patlayıcının ellerine ulaştırılması. İkincisi fitilin ateşlenmesini sağlayacak bir olay."
"Biliyorsunuz, 7 Mart 1980 günü, yani bundan bir ay kadar önce Çorum valisini değiştirdiler. Rafet Üçelli'yi Kütahyadan getirdiler. Oradaki arkadaşlarımızla konuştum. Adamın resmen faşist olduğunu söylediler."
"Valinin değişmesi üzerine Emniyet Müdürlüğü personeli arasında büyük değişiklikler olacağı konuşulmaya başlanmış. Vali birkaç hafta içinde göreve kendisi gibi düşünen birini getirir deniliyormuş."
Sen esirliğim ve hürriyetimsin,
çıplak bir yaz gecesi gibi yanan etimsin,
sen memleketimsin.
Sen elâ gözlerinde yeşil hâreler,
sen büyük, güzel ve muzaffer
ve ulaşıldıkça ulaşılmaz olan hasretimsin...