Kitap, Uğur Mumcu’nun 1980 darbesi sonrası yazdığı 2 yıllık köşe yazılarından oluşuyor. Mumcu köşe yazılarında 12 Eylül cuntasını ve 80 darbesine giden süreçte dönemin siyasilerini, bürokratlarını, kimi zaman ağır bir şekilde eleştirirken, kimi zaman da ince bir mizahi dille tabiri caizse rezil ediyor. Araştırmacı Gazetecilik dendiğinde ilk akla gelen isim olan Uğur Mumcu o dönemki yolsuzlukları, kirli ilişkileri belgelerle köşe yazılarında bir bir ortaya döküyor.
Kitapta 82 anayasasının hazırlanış sürecine Aydın gözüyle değinen Mumcu, Demokrasiye ve özgürlüklere dair fikirlerini okur ile paylaşıyor. Kitapta ayrıca Abdi İpekçi cinayetine ve Papa'ya suikast girişimine yer ayırırken, dönemin MHP'li bazı isimler ile Mehmet Ali Ağca arasındaki kirli ilişkileri, Ağca'nın yurt dışına kaçış sürecini ve CIA bağlantılarını en ince ayrıntısına kadar okuyucusuyla paylaşıyor.
Kitapta en beğendiğim alıntı şuydu:
“Terörün olduğu yerde, Anayasadan, hukuk devletinden, serbest seçimlerden, bağımsız yargıdan söz etmenin olanağı yoktur."
Bugün baktığımızda 45 yıl önce ile günümüz arasında üzülerek söylüyorum hiç bir fark yok.
Malesef Hırsızı, yolsuzu, Vatan haini bol bir ülkeyiz.
Uğur Mumcu yıllarca bir çok yolsuzun, hırsızın, vatan haininin nasırına bastığı için, Atatürkçü, Laik, Cumhuriyetçi, Devrimci, araştıran ve sorgulayan korkusuz bir gazeteci olduğu için 24 Ocak 1993'te aracına konan bomba ile yaşamını yitirdi. Her ne kadar faili meçhul bir cinayet olarak yıllardır aydınlatılmasada hepimiz katillerini tanıyoruz.
Uğur Mumcu’nun o muhteşem dizilerinden bazı bölümler ile kendisini saygıyla ve özlemle anıyorum. Işıklar içinde uyu Uğur Mumcu.
Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken, bizler bir mumun ışığında bitirdik kitaplarımızı. Kendimiz gibi yaşayan