·160 syf.··Beğendi
···Okunma: 10 Ekim 2025 11:10 Bilge Karasu’nun Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı, okurken hem düşündüren hem de içime dokunan bir kitap oldu. Dil alışılmışın dışında; kısa cümleler, sessizlikler ve tekrarlarla karakterlerin iç dünyasını birebir hissettiriyor.
Andronikos’un eski inancı ve yeni inancı arasında kaldığı o içsel çatışma, bana insanın kendi seçimlerini ve değişim sancısını çok gerçek bir şekilde hissettirdi. Karasu, değişmenin kolay olmadığını, insanın hem alışkanlıklarını hem inançlarını sorgulaması gerektiğini gösteriyor. Bu, Kierkegaard’ın inanç sıçrayışı, Heidegger’in ölüm bilinci ve Simone Weil’in sessiz iman anlayışıyla adeta paralel.
Tilki imgesi ise kitabın felsefi kalbi gibi. Sadece bir hayvan değil, insanın içindeki sezgi, uyanış ve dönüşüm kapasitesinin simgesi. Tilkiyle karşılaşma, insanın kendiyle yüzleşmesi, eski benliğini “öldürmeden” yeni bir benlik bulamayacağını anlatıyor. Ölüm ve yeniden doğuş teması öyle güçlü ki, kitabı bitirdiğimde insanın kendi iç yolculuğunu sorgulamadan edemiyorsunuz.
Karasu bana göre sadece bir hikâye anlatmıyor; insanı kendi varoluşu, inancı ve yalnızlığı üzerine düşünmeye zorluyor. Zor ama unutulmaz bir deneyim ve okuduktan sonra insan bir süre kendini, hayatı ve inancı sorgulamadan duramıyor.