Eser, Osmanlı İmparatorluğu'nun Batılılaşma ve modernleşme çabalarının yoğunlaştığı, buna karşılık geleneksel değerlerin sorgulandığı bir geçiş döneminde kaleme alınmıştır. Dönemin aydınları arasında, Batı'dan gelen pozitivizm ve özellikle materyalizm akımlarının yayılmasıyla birlikte, bu maddeci görüşlere karşı bir reaksiyon oluşmuştur.
A'mâk-ı Hayâl, tam olarak bu fikrî tartışmanın bir ürünüdür. Yazar Şehbenderzâde Filibeli Ahmed Hilmi, Batı kaynaklı materyalizme karşı bir tez olarak bu eseri yazmıştır. Eser, maddî olanın ötesindeki hakikati arayan spiritüalist ve tasavvufî bir bakış açısını savunur.
Eserin en belirgin özelliği, konuları doğrudan anlatmak yerine, semboller ve soyut kavramlar üzerinden anlatmasıdır. Raci'nin yaptığı yolculuklar, gördüğü yerler ve karşılaştığı karakterler, birer felsefî ya da tasavvufî kavramı temsil eder. Batı eğitimi almış, iyi bir işi ve sosyal çevresi olan fakat bütün bunlara rağmen hayatın anlamını bulamayıp varoluşsal şüpheler ve huzursuzluk içinde bocalayan genç bir karakter olan Raci’nin hakikat arayışını konu alır.
Raci'nin mezarlıkta dolaşırken oraya yakın olan tımarhanede kalan, dış görünüşüyle deli, ancak hikmet dolu sözleriyle bilge olan Aynalı Baba ile karşılaşmasıyla başlar. Raci, şüphelerini ve iç sıkıntısını Aynalı Baba'ya açar ve ondan kendisine yol göstermesini ister. Aynalı Baba, Raci'nin mürşidi olur.
Aynalı Baba, Raci'yi her gün yaptığı sohbette, onun hayalinin derinliklerine (A'mâk-ı Hayâl) doğru manevi yolculuklara çıkarır. Bu yolculuklar, genellikle rüya, hayal ya da cezbe hâlinde gerçekleşir ve her biri Raci'nin bir şüphesini ortadan kaldırır. Bu alegorik yolculuklardan bazıları şunlardır:
Zirve-i Hîçî: Raci, Nirvana'ya ulaşmak için kendini Budda'nın sarayında bulur. Fakat arzularından vazgeçemediği için bu hiçlik zirvesine ulaşamaz ve geri döndürülür.
Yâ Nûr: Raci, Zerdüşt'ün sarayında iyilik (Hürmüz) ile kötülüğün (Ehrimen) sonsuz mücadelesini izler. Bu deneyimle yeryüzünden kötülüğün tamamen kaldırılamayacağını, ancak mücadelede Aşk'ın galip geleceğini anlar.
Devr-i Dâim Şehri: Raci, her şeyin başladığı yere döneceğini, yani varlık silsilesi içinde her şeyin birbiriyle bağlantılı olduğunu idrak eder.
Raci, bu yolculuklarda bazen küçük bir karınca, bazen Ayasofya müezzini, bazen de Pisagor veya Eflatun gibi düşünürlerle karşılaşan birine dönüşür. Bu sayede varoluşu, ölüm, hiçlik, iyilik ve kötülük gibi ontolojik soruların cevaplarını farklı perspektiflerden araştırır.
Raci, bu mistik ve felsefi yolculuklar sayesinde madde âleminin geçiciliğini ve ruhun ebediyetini kavrar. Batılılaşmanın getirdiği maddeci bakış açısının yerine, kalbin ve sezginin rehberliğinde Vahdet-i Vücûd inancına, yani hakikate ulaşır. Filibeli Ahmed Hilmi
A'mak-ı HayalFilibeli Ahmed Hilmi · Pozitif Yayınları · 201122,4bin okunma