·256 syf.····Okunma: 11 Ekim 2025 10:45 Bu romanda beni en çok etkileyen şey, “şeytan”ın dışarıda bir düşman değil, kendi içimizde olduğunun yavaş yavaş fark edilmesi oluyor. Sabahattin Ali’nin çizdiği karakterler, özellikle Ömer, bana hep “kendi korkularımızın, tembelliğimizin ve mazeretlerimizin esiri olma” halini hatırlatıyor. Ömer aslında kötü biri değil; ama çoğumuz gibi “kötülük yapmamakla iyi olunacağını” sanıyor. Oysa roman bize gösteriyor ki bazen eylemsizlik de bir suçtur.
Macide karakteri ise romanın vicdanı gibi. Onun temizliği, sevgisi, Ömer’in bocalamalarına rağmen sabretmesi, ama sonunda kendi değerini fark etmesi… Bu da bana insanın başkasını değil, kendini kurtarması gerektiğini düşündürüyor.
Romanın adını taşıyan “içimizdeki şeytan” kavramı da bence sadece bireysel değil, toplumsal bir mesele. Sabahattin Ali o dönemin Türkiye’sindeki aydınların korkaklığını, tutarsızlığını, kendi çıkarlarına sığınmalarını eleştiriyor. Ama bunu didaktik biçimde değil, insanın iç sesini açığa çıkararak yapıyor. Bu yüzden roman bugün de çok güncel: “İçimizdeki şeytan” belki de hâlâ aynı şekilde fısıldıyor “boşver, sen ne yapabilirsin ki?”