Buendia ailesinin 7 kuşak buyunca Macondo kasabasındaki hayatlarını anlatıyor. Uzun cümlelerle, paragraflarla, dolu dolu sayfalarla art arda gelen yaşamlar; akıcı ve okuması keyifli.
Kuşaklar arası anımsamalar güzel. Masalsı, ilginç hikayeler var. Ölü ruhunun evi terk etmemesiyle Macondo kasabasına taşınmaları, öldükten sonra diğer tarafta canı sıkılan çingene Melquiades'in tekrar dünyaya dönmesi, uyku hastalığı ile herkesin hafızasını yitirmesi, doğaçlama türkü yarışmasında Şeytanı yenen Şeytan Çatlatan Francisco, akraba evliliklerinden kuyruklu çocuk doğması gibi...Yazar bunları gayet normalmiş gibi anlatmış. (Latin Amerika, Kolombiya ona göre büyülü bir yer zaten.) Bu tekniği ninesinden öğrendiğini söylüyor.
Jose Arcadio Buendia ailenin reisi, kasabanın kurucusu, keşif, simya meraklısı. Eşi Ursula aklı ve vicdanıyla evin düzenini sağlamaya çalışır. Üç çocukları vardır. Amaranta evliliğe ve cinselliğe direnir. Albay Aureliano Buendia devrimlere liderlik eden bir asker. Jose Arcadio evin yılmaz, asi delikanlısı.
Aslında herkes bir şekilde yalnızdır. Jose Arcadio Buendia keşif, bilgi için insanlardan kopar, Ursula düzeltmeye çalıştığı şeylerin değiştirememenin kader yalnızlığını yaşar. Amaranta aşk, gurur ve korkuyla hiç evlenmez. Albay Aureliano Buendia güç ile gelen lider olmanın yalnızlığını yaşar. Macondo kasabası bile yalnızdır çünkü dışa kapalıdır. Kitabın ismi "Yüzyıllık Yalnızlık" da buradan geliyor.
Başta doğa ile iç içe yeni kasaba kurulumu ve mutlu yaşam, sonra Muhafazakarlar ile Liberallerin savaşı, Muz fabrikasının kurulması kapitalizm, en sonunda unutkanlıklar ve yozlaşmalar şeklinde ilerliyor kitap.
Yalnızlık çeşitlidir. Bilgi yalnızlığı, güç yalnızlığı, kader yalnızlığı, dışa açılamama yalnızlığı. Aşk bile yalnızlığı silemez, eğer sevgiye dönüşmezse. Sorun sadece yalnızlık değil, anlaşılamamak, iletişimsizliktir.
Geçmişini unutan, anlayamayan ve de düzelmeyen insan-toplum, kendini tekrarlamaya mahkûm kalır. Onlar için zaman "ilerlemez", çember içinde dönüp durur.
Kitaptan bana kalanlar;
-İnsanın oturduğu toprakların altında ölüleri yoksa, o adam o toprağın insanı değildir.
-Onu yaşadığı zamandan koparıp anıların bilinmedik kuytularına götürdü.
-Ölümün unutkanlığıydı bu.
-Yaşamla hesabını kesin olarak kapattı.
-Ölümü umursadığı yoktu, ama yaşam çok şey demekti. O yüzden de idam hükmü verildiği andaki duygusu korku değil özlem oldu.
-Sadeliğin üstünlüğünü, ayrıcalığını anlayabilmesi için otuz iki savaş çıkarması, ölümle bütün anlaşmalarını bozması, ün denilen pisliğe bir domuz gibi bulanması ve tam kırk yıl yitirmesi gerekmişti.
-Yağmuru seyretmekten öte hiçbir şey yapamayınca, zamanı ayları ve yıllara ölmenin gereği yoktu.
-Zamanın geçip gitmediğini, bir çember içinde dönüp durduğunu kanıtlayan bu anı karşısında ürpermekten kendini alamadı.
-Yıllar yılı kısır bir karmaşa içinde yaşadıktan sonra çılgınca aşık olarak birbirlerini yatakta olduğu kadar masa başında da sevebilmek mucizesinin tadını çıkarmaya koyuldular. Giderek öylesine mutlu oldular ki, işi bitmiş iki pinpon oldukları zaman bile çocuklar gibi coşmaktan, köpek yavruları gibi oynaşmaktan geri kalmadılar.
-Bütün Jose Arcadiolar gibi güçlü ve yılmaz, bütün Aurelianolar gibi gözlemci ve önsezili olduğunu gördü.