Puan vermedi·504 syf.····Okunma: 12 Ekim 2025 18:59 Kayıp Tanrılar Ülkesi – Ahmet Ümit
Berlin’in gri sokaklarında, antik Bergama’nın efsaneleri yankılanıyor.
Bir yanda Zeus’un öfkesi, diğer yanda modern çağın insanı: geçmişini unutmuş, köklerinden kopmuş, tanrısını bile unutur hâle gelmiş bir insanlık...
Ahmet Ümit bu romanda yalnızca bir cinayeti değil, insanın içindeki karanlığı anlatıyor.
Katilin kim olduğundan çok, onu o hale getiren duygular ilgilendiriyor yazarı.
Kıskançlık, hırs, sevgisizlik, aidiyetsizlik…
Hepsi bir araya gelip bir insanı nasıl “tanrı rolüne” sokabilir, işte onu gösteriyor bize.
Okurken sadece katil kim diye merak etmedim aynı zamanda biz neyi öldürdük kendi içlerimizde diye de sordum devamlı kendime.
Belki sevgiyi, belki inancı, belki de insanlığımızı...
Çünkü bu hikâyede herkes biraz suçlu, herkesin içinde bir parça tanrı ve bir parça canavar var bunu çok güzel anlatmış yazar. Yer yer Zeusun uzunca olan söylevleri sıksada kitabın geneli benim için heyecan verici geçti.
Yıldız Karasu karakterine ise bayıldım...
Kendi köklerinden utanmadan, ama onlara da hapsolmadan yaşamanın mücadelesini yansıtmış bizlere...
İki kültür arasında sıkışan Yıldız aslında biziz — geçmişini anlamaya çalışan ama bugünde de var olmaya çalışan insanlar.
Roman boyunca mitoloji, tarih, sanat ve insan psikolojisi o kadar güzel iç içe geçiyor ki, sanki her sayfada antik bir tanrıyla modern bir insan konuşuyor.
Ve en sonunda fark ediyorsun:
Tanrı aslında hiç kaybolmadı.
O bizim içimizde, kıskançlığımızda, sevgisizliğimizde, tutkularımızda yaşıyor. Ve bu kitap şunu düşündürdü bana herkesin tanrısı kendi içindedir. Herkes de önce içindekine hesap vermek zorundadır.
En sevdiğim alıntısı: ister baba olsun, ister kral, isterse baştanrıı asla adaletten ayrılmamalı.