Çocuk HırsızıBrom
Peter Pan hikayesi ile büyümüş ve küçükken pencereye bakıp Peter Pan' ın beni almaya geleceğini hayal ederek uykuya dalan bir çocuk olarak, bu hikayenin yeri yıllardır bende hep ayrıydı. O ve hiç büyümeyen çocuklarla ağaç kovuğunda periler ile yaşamak, çamura batmak ve ellerimize tükürüp tokalaşmak hep özendiğim şeylerdi. Bu hikayeninde bir Peter Pan retellingi olduğunu görünce ve bunun bir de gotik fantasy türünde olduğunu görünce okumam gerektiğine karar verdim. İyi ki de okumuşum.
Kitap Kelt ve Galler mitolojilerinden esinlenilerek yazılmış ve buradan bolca öğeler taşıyor. Bunun yanında tarihsel gerçeklerden de esinlenilerek kurgulanmış yerler vardı. Örneğin İngilteredeki dini ve politik baskılara dayanamayarak oradan "özgür bir ülke" hayali ile kaçan İngilizlerin Amerika' ya ilk gelişleri. Bu bölgeler Virginia, Gorgia, New Haven, Pennsilvanya gibi bölgeler. Gerçek tarihte de buraya yerleşen insanlar çevredeki kızılderililerin mitleri ve ilk yerleşen köylülerin dağlardaki cadı korkuları yeni mitler, yeni folk hikayeleri doğrurarak bu bölgelerden bir sürü efsanelerin çıkmasına sebep olmuştur. Stephen King' in kitapları genelde hep bu bölgelerde geçer. Bu bölgeler bir çok kitap ve filmlere ev sahipliği yapar. Bir çok yaratık hikayeleri, cadı mitleri bu bölgelerden çıkar. Bu işin tarihsel gerçekçi kısmı. Kitapta ise bu yaratıklar folk hikayeleri olmaktan çıkıp gerçekten oraya yerleşen göçmenlerin karşısına çıkar.
Hikayemiz, varolmayan ülke Avallon' un yaramaz ve oyuna doymayan, hiç büyümeyen çocuğu Peter' in, insan dünyasına gelip çok zor durumdaki çocukları kurtarıp Avallon' a götürmesi ile başlıyor. Bu kurtarılan çocuklar tecavüze uğrayan, dövülen, kenar sokaklarda üç kuruş için öldürülmek üzere olan, satılan, uyuşturucu batağına sürüklenen, ezilen çocuklar. Öyle ki, Peter onları kurtarmaya geldiğinde önlerinde 2 seçenek var. Ya dünyada kalıp tecavüze uğramaya devam edecekler veya öldürülecekler. Ya da onlara özgürlük vadedilen Avallon' a gidecekler. Çocukların hangi seçeneği seçeceği malum.
Lakin bilmedikleri bir şey var ki Avallon hiç de hayaller ülkesi değil. Çevresi içinde yaratıkların olduğu Mist(sis) ile çevrili, şans eseri Mist' i geçerseniz içinde sizi yemek için bekleyen bargaest yaratıkları ile dolu, akşam yemeği yapmak isteyen cadıların olduğu, kafanızı kesip kazığa dikecek leşyiyicilerin bulunduğu bir diyar. Bu vahşi ve tehlikeli topraklarda yaşayabileceğiniz tek bir yer var. O da Şeytanağacı bölgesinde yaşayan Şeytanlar' ın yanı. Peter' in özgürlük vadederek getirdiği tüm çocukların, çocuk olmaktan çıkıp birer savaşçıya dönüştüğü Şeytanlar' ın yanı.
Bu noktada insan merak ediyor. Avallon neden böyle korkunç bir yer, vadedilen özgürlük nerede, Peter' in gerçek amacı ne, bu çocukları ne bekliyor. Hepsinin cevabı kitapta var. Avallon' un geçmişi, leşyiyicilerin gelişi, Peter' in geçmişi ve çocukları neden bu korkunç dünyaya getirdiği...
*spoiler*
Hepsini öğrenince anlıyoruz ki bu kitapta çocukları gerçekten önemseyen kimse yok. Herkes kendi çıkarları uğruna çocukları kullanmaktan çekinmiyor. Özgürlük vaadi boş bir yalan. Peter uğruna adadığı Leydi için binlerce çocuğun katledilmesine göz yuman bir varlık. Boş vaatler, boş hayaller, uğruna harcanan binlerce hayat.
Kitapta başlarda Avallon ve onun kurtarılma çabası çok ulvi ve özgürlük çabası gibi gelse de, kitabın sonlarına doğru "leşyiyici" olarak adlandırılan, aslında oraya ilk ayak basıp Avallon' da kalakalmış insan topluluğunu görünce, Avallon' un gözümüzdeki büyüsü de yıkılıyor. Avallon büyülü bir yer evet. Ama kusursuz bir yer değil. Avallon' un lanetlenişini kitapta uzunca bir süre bize kötü karakter olarak gösterilen Kaptan' ın bakış açısından okuyunca, tam bir rashamon efekt yaşadım. Hikayenin aynısını Peter' in ağzından dinlediğimizde bambaşka bir yaklaşım görürken, Kaptan' ın ağzından aynı hikayeyi dinlediğimizde ortaya bambaşka bir senaryo çıkıyordu.
Ve şahsen ben en çok Kaptan' a empati besledim. Aslında leşyiyiciler insanları ve çocukları öldürmekten keyif alan insanlar değil, evlerine geri dönmek için 300 yıldır çabalayan zavallılardı. Onlar Avallon' da kalmak istememişlerdi, Avallon onları bırakmamıştı. Onlar sakince yaşamak istemişlerdi, Avallon onların toprağını kurutup bedenlerine hastalık yaymıştı. Onlar çocuk katletmek istememişlerdi, ama Peter düşman olarak gördüğü leşyiyicileri(insanları) öldürmek için insan dünyasından çocuklar getirip, onları askere çevirip leşyiyicilere saldırmıştı. Leşyiyiciler de iyi değildi, ama onlara bakınca Avallon' un kurbanlarından olduklarını görebiliyorum. İşin ironik kısmı da, İngiltereden dini baskılar yüzünden kaçan din adamlarının ve dindar insanların Avallon' un büyüsünden zehirlenip değişerek, kaçtıkları korkunç din adamlarına dönüşmeleri, gerçek tarihteki Puritanlar olmalarıydı.
Kitabın sonu ise daha üzücüydü aslında. Onca savaş oldu, onca çocuk öldü, onca insan öldü, onca yaratık öldü. Herkes kendi davası uğruna bir savaş verdi. Peki kim kazandı, kitabın sonunda kim özgürlüğü elde etti? Hiç kimse. Kitabın sonunda ana karakterimiz Nick dahil neredeyse her çocuk öldü. Bir yalan uğruna öldü. Peter' in onları kullanması yüzünden öldü. Peki Peter uğruna çocukları ölüme gönderdiği Avallon' u kurtardı mı? O da hayır. Avallon parçalandı. Peki ya insan dünyasına, ailelerine dönmek isteyen leşyiyiciler evlerine dönebildiler mi? Hayır. Çünkü onlar Avallon' a geldiğinden beri insan dünyasında zaman hızlı akmış ve aradan 300 yıl geçmişti.
Sonucunda ne oldu? Tüm bunlar ne uğrunaydı, tüm bunlara değmiş miydi? Bu sorunun cevabı kişiden kişiye değişebilir ama tek bir gerçek var ki, çocuklar hangi dünyada olurlarsa olsunlar hep kaybeden oluyorlar. Aynı gerçek dünyamızdaki gibi. Herkes haklı olduğunu düşündüğü kendi davasında savaşırken, olan zavallı çocuklara oldu. Aynı günümüzdeki gibi...
*spoiler bitişi*
Son olarak belirtmeliyim ki, bu kitap kahramanlık öyküsü, bir masal kitabı değil. Gerçek dünyada olan berbat sistemin masal kahramanları ile farklı bir açıdan anlatılması. İyi ve kötünün savaşını değil, kendi çıkarları için masumları kullananların ve başkalarının davası için canını ortaya koyan çocukların hikayesiydi.
Belki bazılarını kitaptaki gore sahneler çok rahatsız edebilir, beni pek etmedi. Aksine kitapta her şeyden o kadar çok nefret edip, her şeyden o kadar çok tiksindim ki (iyi anlamda) ben de bu vahşete ortak olup karakterlere birkaç bıçak da benim saplayasım geliyordu. Kitap çocukları vahşileştirdiği gibi, beni de vahşileştirdi. Benimde içimdeki canavarı ortaya çıkarttı. Bu açıdan yazarı takdir etmem gerek.
Bana yaşattığı tüm bu acı verici duygularla, tarihsel olayları mitlerle birleştirip ortaya harika bir kurgu çıkartan bu kitaba puanım 9/10 dur. İncelememi buraya kadar okuduğunuz için teşekkür ederim, çocuklara ve ruhu hep çocuk kalanlara.