·408 syf.··Beğendi
···Okunma: 13 Ekim 2025 00:00 Gregory Maguire, Wicked ile masum, renkli ve çocuksu OZ dünyasını alıp acımasız, yozlaşmış ve politik bir aynaya çevirmişti. Batı'nın Kötü Cadısı'na bir isim veren ve Elphaba'nın direnişi ve sonrasında Lanetli olarak adlandırıldığı süreci okuduğumuz Wicked'den sonra Cadı'nın Oğlu ile bu direnişin ardından dumanın dağıldığı, kahramanların yok olduğu, efsanelerin ve söylentilerin gerçeklerin yerini olduğu bir ortamda Liir'in hikâyesini okuyoruz.
Bir ideali temsil eden, haksızlığa baş kaldıran, 'kötülük' denen şeyin aslında kimin çıkarına hizmet ettiğini sorgulatan Elphaba'dan sonra, Cadı'nın Oğlu boyunca Elphaba'nın söylentisi, mirası ve gölgesini sürekli hissediyoruz. Liir ise her ne kadar bu kitabın ana karakteri olsa da bu gölgenin altında ezilen bir çocuk olarak karşımıza çıkıyor. Kitabın adı Cadı'nın Oğlu ancak buna rağmen ne Liir gerçekten Elphaba'nın oğlu olup olmadığını biliyor, ne de bu unvanın altını dolduracak bir öfkeye, ideolojiye ve inanca sahip.
Wicked, benim çok sevdiğim bir müzikal ve kitap olsa da Wicked Years serisinin diğer kitapları geçmiş yıllarda o kadar da ilgimi çekmiş değildi çünkü benim için Elphaba'dan sonrası çok da önemli değildi. Ancak sevdiğim bu hikâyenin ötesini merak etmiyor olmam bile bu kitap boyunca gördüğümüz Liir'in kimliksizliği, davasızlığı ve Elphaba'nın gölgesinden kaçamayışına çok uyuyor sanırım.
Annesinin ideallerine yetişememek, onu anlamadan onun mirasını taşımak, kendi değerini bulamamak... Bu yükler altında Liir ne büyüyebiliyor, ne de kurtulabiliyor.
Tüm bu temalarla birlikte çok sevdiğim bir kitap oldu diyebilirim. Bu kitaba dair beğenim de serinin diğer kitaplarına dair bir merak oluşturduğu için ilerleyen zamanlarda serinin sonraki kitaplarını da okumayı planlıyorum.