Edebiyat dünyasında içinden çıkılmaz bir sorun baş gösterir. Bu sorun, çok uzun bir zamandır varlığını gösterse de, sorunun çözümü hakkında farklı kutuplar meydana gelmiş ve bilirkişi olduğu kabul edilen çevrelerce bir sonuca bir türlü varılamamıştır. Bu yüzden var olan sorun hakkında mantık devreye girip, söz aldatmacasına başvuranların düşünceleri çürütülmeye çalışılmıştır.
Peki nedir bu edebiyat sorunu?
Sorun için öncelikle şu sorulara kendimizde bir çözüm üretmeye çabalamamız gerekir. Edebiyatta bir eser ve eseri oluşturan yazarın birbiriyle ilişkisi nasıl olmalıdır? Yazar, eserinden sorumlu mudur? Eserden çıkarılan anlamlar ile yazar hakkında bir çıkarımda bulunabilir miyiz?
Sorun ise, eser ve yazarın birbirinden bağımsız gibi aktarılmasının, esere bu açıdan yaklaşılmasının doğru olup olmadığı üzerinedir.
Sanat eserleri ister sanat için olsun ister toplum için olsun yazarından, sanatçısından bağımsız ele alındığında, ortada bir kandırmanın olduğu kesin görünür. Çünkü sanat adı altında oluşturulan eserin, sanatçısından farklı bir görüntü sergilemesi, anlam taşıması hem yazarın kendi kişiliğine hem de eğer sanat toplum içinse, topluma yalan söylemek demektir. Kişi ya kendini ya toplumu kandırmaya çalışır.
Basılı kitap haline getirilen bir eser, piyasaya bir pazar ürünü olarak çıkarılma amacı taşıyorsa, yazarından bağımsız ele alınabilir. Buna itiraz edilemez ama kendi ideolojik inançlarının tersini gösteren bir ürün ise bu pazar ürünü, toplum bireyleri burada iki seçeneğe mahkum edilir. Ya yazarı eserinden sonra yokmuş gibi sayacaktır ya da eserde anlatılanlara bakarak yazara bir kişilik oluşturacaktır. Estetik bir ürün olarak da sunulan kitap, bir yaratıcıya sahip olduğu için yazarın yokmuş gibi düşünülmesi akla aykırıdır. Bu yüzden kitap yaratan bir yazar, yazdıklarından da sorumlu tutulmalıdır. Nitekim yasalar da, eserin tüm telif haklarıya yazarın sorumluluğunda olduğunu belirtir.
Bu haliyle edebiyatta işlenen konuların yazarın kişisel görüşlerini de yansıttığını düşünmemiz olağandır. Peki, yazarın kişisel görüşlerinin, eserinden farklı olması karşısında ve bu farkın okuyucu/okur tarafından anlaşılması sonucunda okuyucu/okur nasıl bir tutum sergiler veya sergilemelidir? Buna örnek vererek yaklaşmak daha kolay anlaşılır olabilir. Türk edebiyatında ismi geçen Necip Fazıl ve İsmet Özel'in kişilikleri ile kitaplarına yansıttıkları arasındaki farka, okuyucular da farklı yaklaşırlar. Bu iki ismin sadece ortaya çıkardıklarıyla ilgilenenler ve yine bu iki ismin kişilikleri ve eserleri hakkında olumsuzlukları, çelişkileri fark edip onlardan uzak duranlar. Vicdan sahibi, duyarlı, içerisinde insan sevgisi, eşitlik inancı, demokrasi, özgürlük barındıran kişiler değilsek zaten hakkımızda toplum bize bir yakıştırmada bulunacaktır. Ama bu nitelikleri kendine gören, bunları özümseyen bir okuyucu, bu isimler hakkında doğal olarak olumsuz tavırlar takınacaktır. Hem insana ve fikirlerine, inançlarına karşı kötü, olumsuz düşünceler barındıran hem de eserlerinde sevgi, aşk, kutsallıktan gelen saygı ve serbestiyet işlemek bir tür aldatmacadır. Okurun/Okuyucunun buna yaklaşımı da bu doğrultuda olmalıdır düşüncesindeyim.
Çağımızda Nobel edebiyat ödülüne layık görülen kimi yazarlar içerisinde, savunmasız ve zayıf halkların katliamı hakkında katliamı yapanlar hakkında destekleyici inançları olanlar bulunmaktadır. Bu ödül yakın zamanda böyle bir yazara teslim edilmiştir. Yine daha önceki zamanlara ait kitaplarda yazılanlar ile yazanların savaşı destekleyen, diktatörlere gönül veren kişilerin var olduğu bilinmektedir. Bu yazarların kitaplarının okunup okunmaması okuyucuların inisiyatifine kalmış olsa da, takınılacak tavır yazar ve okuyucusu arasında da fikir birliği ya da ayrılığı taşır demek gerekir.
Roberto Bolano'nun bu eserinde de böyle bir konu işlenmektedir. Amerika Kıtasında Nazi Edebiyatı ile bir şekilde İkinci Dünya Savaşı'nın yaratıcısı olan ve milyonların ölümünden sorumlu olan Hitler Almanya'sının hayranlarının, savunucularının kitap olarak sundukları ve bu kişilerin Nazi yanlısı düşünüş ve davranışları anlatılır. Bir tür biyografi özelliği de barındırır kitap. Kitapta Nazi savunucularının edebiyat dünyasında en fazla ilk çıkışlarında yakaladıkları başarı ve hemen sonrasındaki çöküşleri vardır.
Kitapta adı geçen yazar ve şairlerin kendi dönemlerinde, Nazilerin ne kadar kötü oldukları ilk etapta görünmemiş olsa da, okuyucularının ve eleştirmenlerin buna dikkat çekmeleri de bir işe yaramamıştır. Adı geçen yazarlar ya çıkarları doğrultusunda hareket etmiş ya da inançları doğrultusunda. Günümüzden geçmişe baktığımızda savaşlara kadar vardırılan eylemlerin ve sahiplerinin yaptıkları karşısında yüzümüzü ekşitiriz ama kendi dönemimize döndüğümüzde okurlar ve okuyucular olarak geçmiş düşünme biçimlerinden farkımız kalmaz.
Bir edebiyat yapıtının güzelliği ve etkileyiciliği ne boyutta olursa olsun, yazarından bağımsız ele alınmamalı ve tüm toplumun sağlığı için doğru olan kabul edilmelidir. Toplumsal itiraz ile bu gibi yazar ve şairlerin etkileyici hitabetlerde bulunmalarına da aldanılmamalıdır. Hem sanatın hem toplumun yararına olacak sağlıklı düşünen bir birey gibi yaklaşımlar sergilenmeli ve kutuplaşmaların şiddete varan biçimlerinden uzak durulmalıdır.