Ben, Hindistan'ın bir altın çağı olduğuna inananların görüşünü paylaşmıyorum. Gelgelelim, Sir Charles Wood'un yaptığı gibi görüşümün teyidi için Kuli Han'ın otoritesine başvurmuyorum. Ama, sözgelimi Aurangzeb dönemini alınız; ya da Kuzeyde Moğolların ve Güneyde Portekizlilerin ortaya çıktığı devri; yahut da Müslüman istilası ve Güney Hindistan'daki Heptarşi çağını; isterseniz daha geriye, en eski zamanlara giderek, Hindistan sefaletinin başlangıcını dünyanın Hıristiyan yaradılışından daha da önceki bir evreye yerleştiren Brahmanların mitolojik kronolojisini
alınız.
Bununla birlikte, İngilizlerin Hindistan'a getirdiği sefaletin tamamen başka türden ve Hindistan'ın önceden çekmek zorunda kaldığı acıların hepsinden çok daha zalim olduğuna kuşku yoktur. Bunu söylerken, İngiliz Doğu Hindistan Kumpanyası'nın Asyalı despotizmine dayattığı Avrupa despotizmini kastetmiyorum; öyle bir kombinasyon ki Salsette tapınağındaki görüntülerinin tüylerimizi ürperttiği o kutsal canavarların herhangi birinden çok daha korkunçtur. Burada söz konusu olan, İngiliz sömürge yönetiminin ayırt edici bir niteliği değildir, sadece Hollanda'nınkinin bir taklididir. İngiliz Doğu Hindistan Kumpanyası'nın faaliyetini nitelendirmek için Java'nın İngiliz Valisi Sir Stamford Raffles'in eski Hollanda Doğu Hindistan Kumpanyası hakkında söylediklerini harfi harfine tekrarlamak kafidir:
"Yalnızca kazanç hırsıyla harekete geçmiş ve [Java] tebaalarına herhangi bir Batı Hindistanlı büyük çiftlik sahibinin kölelerine davrandığından çok daha büyük bir kayıtsızlık ve acımasızlıkla davranan Hollanda Kumpanyası -çünkü ilki, insan mülkünü satın alma bedelini ödemiştir, diğeriyse ödememiştir-, halktan son akçesine değin haraç sızdırmak, onun emeğini son damlasına kadar emip çıkarmak için var olan despotizm mekanizmasını tümüyle kullanmış ve böylelikle politikacıların bütün marifetlerini uygulayıp tüccarların bencilliklerini tekeline alarak kaprisli ve yarı-barbar bir hükümetin şerrini daha da şiddetlendirmişti."