Potansiyeli var
7/10
·614 syf.··
2025 39. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 31 Aralık 2025 21:33
(Spoiler içermez) Dark romance'i hiç sevmeyen biri olarak bu kitaba bir şans vermek istemiştim çünkü bu kitap belli ki "manyak ama romantize edilen erkek karakter ve kurbanı olan masum kadın karakter" klişesinden daha fazlasıydı. Gerçekten de öyle bu arada. Erkek karakter kötü ve manyak mı? Evet ama kadın karakter de - her ne kadar hafızasını kaybettiği için masum gibi görünse de - kötü. Hatta kitapta sürekli olarak söylenene göre asıl kötü olan da oymuş. Kötü karakterlerin hikayesini okuyoruz. Uyuşturucu kullanırlar, birilerini öldürebilirler, örgütlere bulaşırlar, ihanet ederler, birbirlerine eziyet ederler... Yazar bu karakterleri okura sevdirmek için özellikle bir çaba göstermiş gibi de gelmedi bana (ki normali bu). Ben hiçbir karakteri sevmedim şahsen. Başta Uygar ve Mert'i direkt hiç hiç sevmedim. Sonrasında Uygar'ın bölümlerinde yaşadıkları şeyleri okuduğumda biraz yumuşadım, özellikle kimi noktalarda Uygar'a çok üzüldüm ama yine de sevdiğimi söyleyemem. Meira'ya karşı da çok nötrüm. Herman'a karşı da bir sevgim yok ama yaptığı ve söylediği bazı şeyler beni cidden eğlendirdi. Roze ve Tarzan güzel karakterlerdi ama şimdilik çok bir yerleri olmadı kurguda. Meira ve Roze'nin dans ettikleri sahne neydi ama öyle bir an kalakaldım. Bunlar dışında düzgünce başka bir karakter pek göremedik zaten. Benim kitapları beğenmem için karakterleri sevmeye de ihtiyacım yok. Bu yüzden kitabı okurken bu bana bir zorluk yaşatmadı. Hatta başta yazar o dark romance havasını öyle güzel vermişti ki kitabi açtığım gibi o kasvetli havayı hissediyordum. Sonrasında Meira ve Uygar'ın 140 sayfa civarı kaldıkları dağ evinden çıkmaları, Meira'nın bazı anılarını hatırlaması ve geçmişi anlatan bölümler okumaya başlamamız ile konu iki karakter arasındaki ilişkiden daha fazlası oldu. Örgütler, siyaset, işbirlikleri... Haliyle bu da benim hoşuma gitti. Fakat kitabın biraz fazla yavaş ilerlediğini fark ettim. Özellikle de bir yerden sonra. Okuyorum, okuyorum ama sanki hep aynı şeyleri okuyorum. Ana çiftin sahnelerinden bıkkınlık gelmeye başladı bir yerden sonra. Uygar'ın Meira'ya o kadar eziyet edip, nefretini kusup sonra kıskançlık krizlerine girmesi, ondan etkilenmesi falan başta hoşuma gidiyordu. Ama bunu yazar sürekli olarak göstermeye başladı. Kadın karakterin yanına değil de karşısına oturmasını sevmiyormuş. Tamam, biz bunu 30 kere görmek zorunda değiliz. O kadar soğuk yaptıktan sonra alttan alttan kıskanması, Meira için endişelenmesi ve ondan etkilenmesi ile duygularının hala tamamen nefrete dönüşmediğini, biraz karmaşık bir durum içinde olduğunu görüyoruz. Ama bunu sürekli görmeye gerek var mı? Ya da geçmişi anlatan her bölümde Uygar'ın Meira'ya ne kadar aşık olduğunu birkaç kelimeyi değiştirerek tekrar tekrar anlatmasına gerek var mı? Tamam, anlatsın, sonuçta Meira'nın Uygar'ın hayatına muazzam bir etkisi oldu ama kimi zaman gereksiz yere uzatılmış gibi geldi. Şu meşhur Meira'nın büyük ihanetini de bu kitapta öğrenmiyormuşuz. Hatta duyduğum kadarıyla bu kitapta sürekli olarak sorular ortaya çıkıyormuş ve biz cevapları ikinci kitapta alıyormuşuz. 614 sayfalık bir kitapta her şey çok daha hızlı ilerleyebilir diye düşünüyorum. Kısaca kitap daha da kısaltılabilirdi bence, bir 100 sayfa kadarı falan gidebilirdi belki. Bir noktada çok sıkıldığım için yarım bırakmıştım, bir buçuk ay kadar sonra devam ettiğimde çok daha rahat ilerledi. İkinci yarı çok daha ilgi çekici ve eğlenceliydi bence. Meira'nın gerçek yüzünü görmeye başladık, aileleriyle ilgili ufaktan bilgiler edindik, diplomasiye de kaymaya başladı hafiften. Seriye devam edeceğim, ikinci kitap çok daha iyi olur ve bana asıl istediği verir diye düşünüyorum.
Lilith'in GözyaşlarıAnna Tsintsadze · Lapis Yayınları · 2025552 okunma
··
1.733 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
hazır tatile girmişken okumaya karar vermiştim, inceleme yüzünden beklentim hem arttı hem de düştü 💆‍♀️
Irmak
Gönderi Sahibi
Yok oku oku güzel kitap, hem ben de devam edeceğim (inş) konuşuruz😔