Sen Geldin: Bir Nurun Dizelerle Dokuduğu Yolculuk
İhsan Süreyya Sırma, tarihçi kimliğinin ötesinde, kalemini bir dua gibi kuşatan bir adam. Onun kaleminden dökülen satırlar, genellikle tozlu arşivlerin tozunu silkeleyip geçmişin nabzını tutarken, "Sen Geldin"de bambaşka bir ritme bürünüyor. Bu kitap, 2015'te Beyan Yayınları'ndan çıkan, 112 sayfalık bir şiir demeti; Peygamber Efendimiz'in hayatını, bir ay gibi kısa bir sürede, dizelerle yeniden canlandıran bir eser.
Sırma, edebiyatçı olmadığını söylese de, burada kelimeleri birer inci gibi dizerek, okuru Mekke'nin kumlarına, Medine'nin serin gölgesine davet ediyor. Bu, sıradan bir biyografi değil; adeta bir ruhun fısıltısı, bir kalbin ritmiyle yankılanan bir seyr-ü sefer.Kitabın özü, "Sen geldin" diye başlayan o içten haykırışta gizli. Sırma, Peygamber'in doğuşundan başlayarak, vahyin ilk titreyişine, hicretin tozlu yollarına, fetihlerin zaferine kadar uzanan bir hikâyeyi şiirle örüyor.
Ama bu dizeler, kuru bir kronolojiye hapsolmuyor; her mısra, bir pencere açıyor gönle. Metroda okurken, tren penceresinden uçup giden manzaralarla Peygamber'in develerini hayal ediyorsun; uçakta, bulutların arasında onun miraç yolculuğunu hissediyorsun; sofrada, bir lokma ekmekle Bedir'in susuzluğunu paylaşıyorsun.
Sırma'nın kalemi, tarihi bir dua haline getiriyor: "Sen geldin" derken, sanki okur da o nura dokunuyor, küskünlükler eriyor, yollar aydınlanıyor.Ne var ki, bu kitapta şiir, sadece bir araç değil; bir ayna. Sırma, Peygamber'in hayatını anlatırken, kendi iç dünyasını da sızdırıyor satırlara. Viyana'da geçen yılların hüznü, belki de bu dizelerin aciliyetini doğurmuş – bir ayda yazılmış olması, o hasretin patlaması gibi.
Temalar, sadelikte derinleşiyor: Merhamet, bir damla su gibi akıyor; sabır, çöl rüzgârı gibi esseiyor; aşk ise, vahyin ilk nuru gibi parıldıyor. Ama Sırma, didaktik bir vaaz vermiyor; aksine, şiirle soruyor: "Sen geldin, peki ya biz neredeyiz?" Bu soru, okuru kendi yolculuğuna çıkarıyor – Peygamber'in sünnetini günlük hayata sızdırmaya, bir tebessümle merhameti yaymaya.Stil olarak, Sırma'nın dizeleri serbest ama ritmik; klasik aruzun zincirlerinden kurtulmuş, modern bir naat gibi akıyor. Kelimeler, Arapça kökenli terimlerle zenginleşse de, Türkçe'nin sıcaklığını koruyor. Bazen bir dörtlükle sahabe'nin sadakatini betimliyor, bazen tek bir mısrayla hicretin acısını düğümlüyor boğazına. Bu özgünlük, onu diğer siyer anlatılarından ayırıyor: Burada tarih, şiirle nefes alıyor; şiir ise, tarihle diriliyor.Okuduktan sonra, "Sen Geldin" cebimde bir yol arkadaşı gibi kaldı. Sabah kahvesinde bir sayfa açtıkça, günüm o nura boyanıyor; geceleri, dizeleri mırıldanırken uykuya dalıyorum. Sırma'ya minnettarım, çünkü bu kitap, Peygamber'i uzak bir figür olmaktan çıkarıp, "sen" diye hitap edebileceğimiz bir dost haline getiriyor. Eğer ruhunuz bir şiirle yeniden doğmak istiyorsa, bu dizelere kulak verin – zira "sen geldin" derken, asıl gelen, sizin içinizdeki o beklenen misafir olacak.