Ahh uzun zaman olmuştur bir kitabın her satırını kendime çizmeyeli!
Sera ile tanışalım mı?
Bence çok şanslı bir kadındı. Eşsiz bir ailesi sadık ve güvenilir dostları yüzbinlerce hayranı harika bir sesi vardı! Piyanodaki yeteneği, ses güzelliği beste yapma kabiliyeti ile birleşince onun için belki de en ideal meslekti şarkıcılık.
O bu dünyaya daha şimdiden genç yaşta silinmeyecek izler bırakmıştı bile. Bir insan başka ne isteyebilir diye düşünebilirsiniz?
Onun tek amacı eski sağlığına geri kavuşmaktı. Bu yüzden devreye menajeri ablası Deniz giriyor ve onu İstanbul’daki hareketli hayatından aile evine Kapadokya’ya getiriyordu.
Sevgi ile sarmalanırken kendisini bir anda otelde planlanmış bir meditasyon içerisinde bulur.. İçsel evrim inzivası, nefesle dönüşüm, kişiye özel şifa, yoga meditasyon ve farkındalık gibi birçok terimin derinliğini yaşarken bir yandan hastalığına çare olarak ailesinin geçmişini araştırmaya başlar…
Ve geçmişten gelen bir dost ona yoldaş olur Kapadokya serüveni Mısır Piramitlerine kadar uzanır!
Metatron küpünün sırrı da diğer pek çok anlatmak isteyip de söyleyemediğim şeyler gibi kitapta saklı!
Roman bir kurgu olmanın çok ötesinde bir farkındalık, içsel dönüşüm, sorgulama, meditasyon, uyanış ve dönüşüm kitabı! Okumayan çok şey kaçırır!
‘’Maddeyi şekillendiren eller değil, niyetti. Niyetin formu ise sesti. Ben buyum. Ruhun ilk duyduğu, kalbin ilk bildiği şeyim. Şimdi sen de beni duyuyorsun. Çünkü hazır oldun.
Beni duyan, kendini hatırlar. Beni bilen özü bilir.
Ve özü bilen, yaratır…’’