Açıkçası, yazarın edebi gücüne ve kaleminin akıcılığına olan güvenimle başladım, ama maalesef beklediğim tatmin edici sonuca ulaşamadım. Roman, 17. yüzyıl Osmanlı sarayındaki entrika dolu hayatı, hadım edilmiş bir haremağası olan Habeş Süleyman'ın gözünden anlatıyor.
Kitabın tek beğendiğim yanı, Livaneli'nin o kendine has, akıcı ve yalın anlatımı. Kitap gerçekten de su gibi akıyor; sayfalar birbiri ardına hızla çevriliyor ve sarayın o kapalı, boğucu atmosferini başarılı bir şekilde hissettiriyor. Habeş Süleyman'ın hadım oluşunun ve saraydaki iktidarsız gücünün yarattığı trajik ruh hali, yer yer etkileyici anlar yakalamayı başarıyor.
Ancak ne yazık ki, bu akıcılık ve zekice kurgu temeli, kitabın içeriğindeki bazı tercihler yüzünden bende büyük bir rahatsızlık yarattı. Kitap, isimleri açıkça vermese de, dönemin Padişahı (Sultan İbrahim) ve Valide Sultanı'nı (Kösem Sultan) merkezine alıyor. Ve yazarın, tarihi karakterlere karşı takındığı tavır, beni bir okur olarak rahatsız etti. Aynı şeyi, yazarın Kaplanın Sırtında isimli kitabında da görmüştüm. Şunu sormadan edemiyorum; kendi tarihine karşı böylesine bir düşmanlık niye?
Tarihi olayları eleştirel bir gözle incelemek elbette bir sanatçının hakkıdır, roman da kurmaca bir türdür. Ancak Livaneli'nin bazı tarihi figürleri anlatırken kullandığı dil, eleştirinin sınırlarını aşıp yer yer hakarete varıyor gibi hissettirdi. Tamam, o dönemler saray entrikaları, kardeş katli gibi trajedilerle dolu olabilir, bunu biliyoruz. Ama bu, tarihimizin önemli figürlerinin bu kadar karalanmasını ve neredeyse "insan müsveddesi" gibi nitelemelerle anılmasını gerektirir mi?
Roman, iktidarın evrensel kötülüğünü anlatmak isterken, sanki bilinçli olarak tarihimizdeki acı olayları sansasyonel bir dille yeniden ısıtıp önümüze koymuş gibi. Keşke yazar, kurmak istediği alegoriyi, tarihi kişileri bu denli yıpratmak yerine, tamamen kurmaca karakterler yaratarak ya da daha mesafeli bir eleştirel dil kullanarak inşa etseydi. Neticede bu, bizim tarihimiz; iyi ya da kötü, hatalarıyla ve trajedileriyle...
Sonuç olarak, Engereğin Gözü'nü hızlı ve merakla okudum, yazarın dilini yine takdir ettim, ancak tarihi şahsiyetlere yönelik bu "ağır" eleştirel tutum, benim okuma zevkimi büyük ölçüde gölgeledi. Kitap bende, "iyi yazılmış ama rahatsız edici" bir tat bıraktı.
Herkese bol kitaplı günler ve keyifli okumalar dilerim.
Yazarın çok sevdiğim kitapları var. Ama bu kitap beni soğuttu resmen. Mesele bir yere saldırması değil aslında tam olarak. Ben fanatizmin ve husumetin her türlüsüne karşıyım. Belki de bu yüzden bu kadar rahatsız etti bilemiyorum.
Bu yorum görüntülenemiyor
Bu yorum görüntülenemiyor
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.