·184 syf.····Okunma: 19 Ekim 2025 00:00 Bir gecede okudum. Çünkü elimden bırakamadım.
Romanın içine değil, adeta Birkan’ın zihninin içine düşüyorsunuz. Başta bir psikiyatristin danışanıyla kurduğu terapötik ilişki gibi görünen şey, sayfalar ilerledikçe Birkan’ın kendi iç sesine, kendi karanlığına dönüşüyor. Yankı’nın varlığı giderek bulanıklaşıyor; sonunda fark ediyorsunuz ki o aslında hiçbir zaman “burada” değildi — sadece Birkan’ın zihninde yankılanan bir ses, kendi yansısıydı.
Irmak Zileli bu romanda “delilik” kavramını korkutucu değil, insana dair bir hakikat gibi işliyor. Gerçekle hayalin, bilinçle bilinçdışının sınırı yok oluyor. Özellikle Birkan’ın annesinin sesiyle girip çıkan bölümler, o şizofrenik zihinsel dağılmayı ustalıkla hissettiriyor.
Roman bittiğinde hikâyeden değil, Birkan’ın zihninden çıkmakta zorlanıyorsunuz. Çünkü o kadar gerçek, o kadar tanıdık ki…
Zileli bir kez daha gösteriyor: delilikle aklın arası bazen sadece bir “yankı” kadar ince.