Puan vermedi·293 syf.····Okunma: 19 Ekim 2025 14:06 Bazen okurlar olarak acımasız olabiliyoruz, kabul edelim. Sadece bir eserini okuyup beğenmediğimiz yazarı hemen “kötü yazarlar” kategorisine sokup, onun yazdığı herhangi bir başka kitabın bir daha kapağını bile açmayabiliyoruz. Bunu yaparken yazarın yazdıkça gelişebileceğini, okuduğumuz o kitabında belki de farklı türler veya değişik tarzlar denemiş olabileceğini ya da yalnızca bir kitabı bize hitap etmedi diye her kitabının böyle olacağı gibi bir önyargıyla hareket ediyor olabileceğimizi nedense hiç düşünmüyoruz. Kısacası bazen yazarları çok kolay harcayabiliyoruz.
Neyse ki ben böyle okurlardan değilim. Eğer böyle düşünen bir okur olsaydım, J. G. Ballard’ın Kristal Dünya’sını okuduktan sonra yazara bir daha elimi sürmeyebilirdim. Kitap kötü değildi hiç şüphesiz, fakat bir okur olarak bana beklediğimi vermemişti, gayet olağan. Ama yazarın kitapları -koca bir külliyatı- keşfedilmek üzere beni dürtüyordu. Böylece, beni konusuyla cezbeden bir başka kitabını, Öteki Dünya’yı aldım. Hiç farkında olmadan, meğer yazdığı ilk kitaplardan biri olan Kristal Dünya (1966) ile, ölmeden önce yazdığı son kitabı olan Öteki Dünya’yı (2006) seçmişim yazarla tanışmak için.
Ballard ile tanışıklığım taze. Yazar; insan psikolojisi, teknoloji, cinsellik, tüketim çılgınlığı ve medya gibi alanları irdelediği romanlarıyla tanınıyor. Okuduğum sınırlı sayıdaki kitabından ve incelediğim diğer kitaplarından yola çıkarak söyleyebilirim ki, bilim kurgu ile yeraltı edebiyatı denen türün sınırlarında gezinmeyi pek seviyor. Distopik kurgular Ballard’ın sevdiği temalar. Yazarın bilim kurgu anlayışını ve romanlarının geçtiği atmosferleri şu düşüncesi çok güzel özetliyor: “Bilim kurgu uzayda değil insanın kendi içindedir, gelecekte değil bugünde aranmalıdır.”
Kristal Dünya’dan çok etkilenmedim ama Öteki Dünya’yı pek beğendim. Eksiklikleri olmakla birlikte, yaratılan o kasvetli atmosfer bana geçti. Sonu çok tatmin edici bir yere varmasa da, sürükleyici bir polisiye olarak da ele alınabilir roman. Kitaplardan da yazardan da şimdilik pek bahsetmek istemiyorum, zira bu dönem İstanbul’daki yüz yüze kitap kulübü toplantılarımızdan birinde konuşmak üzere, Ballard’ın bir başka sürprizli eserini gözüme kestirdim… Cümlelerimi o güne saklıyorum…