Selçuk Baran'ın okuduğum ilk kitabı. Geç denk geldik.. Dili, gözlemi bunu kelimelere işlemesi beni çok etkiledi. Kitabi bir yerde görmüştüm övülmüştü, detaylarına bakmadım, kim nedir diye, yazarı erkek zannediyordum. Kitap eve gelince bilgilerine bakayım derken kadın olduğunu öğrendim, kadın olması ayrıca hoşuma gitti. Diğer kitaplarını da okuyacağım.
Kitap birbirleriyle bağlantılı öykülerden oluşuyor. Her öykünün bana dokunan tarafları ayrı ayrı oldu ama en çok Tortu.
Kitabın üzerinde durulan bir çok karakteri var ama baş karakter Halim. Halim bi başka.Kırsalda başlayan hayatı, şehre uzanışını ve oradaki olanları konu alır. Kırsal ve yoksullukla olan hayatların zorluklar bana hep acının en doğrudan en sahici halini çağrıştırıyor. Her hissin farkındayız gibi. Yoksulluk, açlık, soğukluk, olmayışı, sözünün/düşüncelerinin bir değeri olmadığının, var olamamak vs. Ama şehir hayatı öyle mi? Sinsice ilerler. Şehir hayatının o ilk baştaki büyüklüğünü görüp, ferahlığına varıp sonra zincirlere vurulmuş hayatın içinde kendini görmeden duymadan, bir şeylerin peşinde koşturarken kendine olan uzaklaşmayla yapılan kölelik gibi geliyor. Modern kölelik. Yaptıklarımız, koşuşturmalarımız farkında olmadan bilinçsizce başkalarının hayatlarına ritim uydurma çabası. Bu düşüncelerime kitaptan bir alıntıyla tamamlamak isterim. "Şimdi uzaktan bakınca, kent hayatına şöyle bir düşününce, diyorum ki, herkes hapı yutmuş durumda. Neyse ki, kimse sezinlemiyor bunu. Hapı yuttuğunuzun farkında olmadıkça her şey iyi ve güzel. Bir an kuşku duyarsanız, kendinizi çalışmaya verirsiniz, para kazanmakla avunursunuz, televizyon seyreder, içki sigara içersiniz. Böylece tüm korkularınızı bastırırsınız. Bastırdığınızı sanırsınız."
Daha fazla kafam dağılmadan incelemeyi sonlandırayım. Karakterler ikisine de