Hepsinin yüreğinde zincire vurulmuş hayvan gibi bir şey vardır. Bu hayvan parlar, şahlanır ama zincirini koparamaz. Hepsi birbirlerinin mesleklerini hasetle, kıskançlıkla ölçüp biçerler, tümü bir bütünlüğü olmayan işler olduğu halde alçak ve yüksek mesleklerden söz ederler. İnsan yalnızca el, yalnızca ayak ya da yalnızca kafa değildir, bunların hepsi bir bütündür. El, ayak ve kafa bir arada olmak ister. İnsanın yüreği, ancak bütün organları ve duyuları bir arada haraket ediyorsa sağlıklı, mutlu olabilir, yoksa bir bölümü canlı diğer bölümleri ölüyse asla.
Yani, o aynadaki yabancının yalnız birisi olduğuna inanıyordum, hepimizin gözünde farklı birisi, ben olduğumu zannettiğim yalnız birisi. Böylelikle hazin halim, karmakarışık bir hal oluyordu.
Dışarıdan bana bakanlar için fikirlerim, duygularım burnumdan ibaret. Benim burnum. Bir çift gözüm var, benim gözlerim. Benim görmediğim ve başkalarının gördüğü gözler. Burnumla fikirlerim arasında nasıl bir ilişki olabilir ki? Bence hiç yok. Ne burnumla düşünüyorum ne de burnumu düşünmekteyim. Peki ya başkaları? Başkaları benim içimi göremezler, fikirlerimi göremezler ama dışarıdan burnuma gözlerini dikerler. Başkaları için burnumla fikirlerimin çok ilişkisi var. Etle tırnak gibiler onların gözünde. Düşüncelerim çok ciddiyken, sırf burnumun soytarı burnuna benzediğini düşündükleri için bana bakıp gülerler.
Dikkatimi çeken yabancı birisi gibi. Onunla yalnız kalmaya ihtiyacım var ki onu yeni baştan tanıyayım, o bedenime hapsolmuş kişiyle birazcık konuşayım. Beni alt üst etsin ve o kişinin geçmişine dair tikstinti ve kaygı duyayım.
Başkalarının gözünde, olduğumu sandığım kişi değil idiysem, ya ben kimdim?