Puan vermedi·288 syf.····Okunma: 21 Ekim 2025 00:09 Öncelikle daha çok bende uyandırdığı düşüncelere değinmek istiyorum. O yüzden tam bir inceleme denilmeyebilir.
İnsanlık tarihi hep düşüş ve kalkışlarla doğdu, büyüdü ve öldü. Bu ölümler her zaman yeni toplumlara gebe oldu. Doğuşu sadece ekonomik kalkındırmayla sağlamaya çalışan ülkeler ölmeye hep mahkum oldu. Bu kitabı okuyunca anladığım şey buydu. Toplumlar doğru inanç, adalet, eğitim, ahlaki değerler sonrasında ise doğru bir ekonomik kaldırma, doğru inanç ve adaletle sağlanan siyaset ile ayakta kalır ve kökü sağlam güzel meyve veren bir ağaç gibi rüzgar sağa sola savursa da hep yerinde kalır, kışın sert havasında dalları kurusa da baharda çiçek açmayı bilir. Kitapta bahsi geçen Japonya, Çin, Rusya, ABD, Almanya ve daha bir çok devletin sadece maddi bir güce ve ilericiliğe sahip olmak için büyük mücadeleler verdiği anlatılır. Ki başarılı olduğu yadsınamaz bir gerçek. Özellikle ABD nin ne kadar ilerici olduğunu büyük bir dünya gücü olduğunu yazar ballandıra ballandıra anlatıyor. Ancak şu unutulmamalıdır ki yazarın bu ülkelere ilerici, kendini İslam'a nispet eden ülkeleri gericilikle ithaf etmesi zayıf kulluğunun fıtri gereksinimiyle kendini güçlü kanatların altına alma içgüdüsüdür. Şu da anlaşılmalıdır ki asıl "güç" hak olan inançla toplumu bir araya getiren, onu adaletle ayakta tutan, eğitim-öğretime değer veren ve ahlaki değerlerle toplumu bir arada tutandadır. Dolayısıyla bu saydığım hayati değer taşıyan özelliklere sahip olmayan her hangi bir devletin umut taşıması söz konusu değil. Ki yazarın özellikle ABD nin Afganistan da gücünü tam gösteremeyişine üzülmesi, utanç duyması ve hatta öfkelenmesi zulümlerini tam anlamıyla sağlayamamasına yordum. Zira ilerici dediği ABD kendi bünyesindeki siyahi milleti -bunu üzülerek söylüyorum- hayvanat bahçesinde hayvan sergiler gibi bu milletin çocuklarını sergilediler. Daha düne kadar aşağılık benlikleriyle insanlara ilahlık taslamaya çalıştılar. Evet, genel anlamda bütün toplumlarda ekonomik güçle beraber bir körleşme ve baş dönmesi başlıyor yazarın deyimiyle. Sebebi ise kitapta zikredilmiş aslında: kibir... Yazar kibir hakkında şöyle yer vermiş kitabında:
"Eski Yunanlar, tanrlar mahvolmasını istediklerini kibirli yapar,
derlerdi. Duyguların alegorik tanrısal varlıklarla temsil edildiği mitolojilerinde, kibre Hübris denirdi. Statü, servet, güç, yetenek, hatta kutsal özellikler bakımından benzerlerinin üstüne çıkmayı başaran
bütün insanlar er veya geç bu baștan çıkarıcı eğilimle tanışır. Ve ona direnmeyi bilenlerin sayısı çok azdır. Bu, bireyler için olduğu kadar insan toplulukları ve bilhassa uluslar için de geçerlidir."