·167 syf.····Okunma: 01 Ekim 2025 09:46 Kadınların kaleminden çıkan her bir şeyi okumayı çok seviyorum. Kadın olmanın binbir rengini keşfetmeyi seviyorum. Eş olanından sevgili olanına, anne olanından evlat olanına kadar, hepsini ama hepsini.
Yine bir kadının hikayesine uzandı yolculuğum, İtalya’da, her bir hikayede kendimi evimde hissettiğim toprakda bir kadının hikayesine. Bir kız kardeş ve kız evlat.
Edebiyatın girdapları vardır. Anne kız ilişkisi bunlardan biridir. Göbek bağımızın kesilmesi ile annemizden tamamen ayrıldığımızı düşünürüz ama bazıları bu ilişki içerisinde bambaşka bir bağın esiridir, üstelik yaşam boyu. Bu kitapta da en çok öne çıkan şey bu: anneden alınan manevi bir mirası adı konulmaz bir şekilde yıllar yılı taşımak.
Veronica Raimo’nun öz kurmaca bir eserini okuyoruz. Yazarımız Roma’da orta halli bir ailede büyümüş. Orta halli işte, hepimizden biri gibi. Öğretmen bir anne, kurumsal bir işte çalışan bir baba ve “normal” bir ağabey. Çocukluğundan başlayarak yer yer zaman çizgisinden şaşarak anılarını anlatıyor yazar. Anne baba arasındaki ilişki, bu iki ebeveynin çocuklarından beklentileri, cinsellik, benlik arayışı…bir çok mevzuya değiniliyor. Hikayenin tam orta yerinde duran şey ise anne ve kız arasındaki girift ilişki, en azından benim en çok gözüme çarpan diyeyim. Anneye kötü anne diyemem. Kuşağının ona dayattıklarını kanıksamış, yeni nesle ayak uyduramayan, değer yargılarını öylece dayatan “tipik” bir anne işte. Baba sessiz sedasız kenarda duruyor gibi görünse de çocuklardaki ruhsal yıkımların bir diğer müsebbibi aslında.
Sıradan bir hikaye. Ama beni tam da bu sıradanlıktan vuruyor. Zaman zaman şu ifadeyi kullanırım; sıradanlığın sıradışılığı. Tam olarak bu var bu anlatıda. Kadınları dinlemeyi seviyorum. Bir zaman tüneline adım atmışçasına geçmişlerine yolculuk yapmayı, kişisel tarihlerinin tozlu raflarına fener tutmayı çok ama çok seviyorum.