Puan vermedi·156 syf.····Okunma: 21 Ekim 2025 12:42 Bu romandan önce Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın bir romanını okumuştum. Hemen sonrasında bu romanı okuyunca Türk romancılığının ne kadar gelişmiş olduğunu daha iyi fark ettim. Romanın kurgusu, betimlemeler, üslup ve derinlik ilk dönemlerdeki romanlara göre gerçekten de güzel gelişmeler göstermiş.
Akıcı bir roman olmasına rağmen içerik bakımından yazarın diğer romanlarına göre sönük kalmış diyebilirim. Okurların kitabı okurken sıkılması olağan. Derinlerde anlatılmak istenen şeyler, özellikle iki karakterle verilmek istenmiş. Birbirine tıpatıp benzeyen, biri İtalyan biri Osmanlı iki gencin buluşmasıyla başlıyor romanımız. İtalyan, köle olarak Osmanlı Hocaya veriliyor. Aralarındaki ilişki köle sahip ilişkisinden daha da derin bir hale gelmekte.
İtalya köle ve Osmanlı sahip birbirlerine çok benzemekte. Birbirlerine çok şey katıyorlar. Birbirlerinden nefret etmelerine rağmen birbirlerini çok sevmekteler. İkisi de bilimle uğraşıyor. 17.yy döneminde geçen romanda, İstanbulda veba salgını görülünce, ilkel karantina dönemlerini uygulanıyor. Padişaha çok yakın olan bu iki bilim insanı, bilim insanı olmakla kalmayıp hikaye yazarlığı ve anlatıcılığı, felsefeci, astrolog gibi kimlikler de kazanıyorlar.
İki benzer karakter, bilinmeyeni aramak, kendilerini ve birbirlerini daha iyi tanımak, belki de hayatlarının anlamını sorgulamak için entelektüel bir çaba gösteriyorlar. Kendilerini tanımak, kötülüklerini fark edebilmek, zihinsel çıkmazların bilmecesini çözebilmek için uğraşırlarken birbirlerinin yerine geçmekteler.
Roman İtalyan kölenin dilinden yazılmış. Ancak sonlara doğru bundan şüphe duymaya başlıyoruz. Gerçekten bu hikayeyi İtalyan köle mi anlattı yoksa İtalyan kölenin yerine geçen Hoca mı?