Aynalar içi insanlarla dolu.
Görünmez insanlar bizi görür.
Unutulmuşlar bizi hatırlar.
Biz aslında onları görürüz görürken kendimizi. Peki, biz gidince, onlarda mi gider?(s.9)
Kısa anlatılarla, keskin ironilerle ve yumuşak bir anlatımla insanlığın panoramasını kurduğu Aynalar: Neredeyse Evrensel Bir Tarih kitabında Eduardo Galeano tarih ile masalı aynı potada eritiyor. Okurken zamanın derinliklerinde bir yolculuğa çıkarırıyor, her başlıkta başka bir yüz, başka bir ses, bambaşka bir hikayeyi gösteriyor. Galeano’nun evrensel dili hem tanıklık edenin hem de itiraz edenin dili oluyor, satır aralarından yüzyılları aynalara bölerek sunuyor.
Kitabının kurgusu mitolojik çağlardan başlayarak günümüze dek uzanan küçük anlatılardan oluşuyor. İnsanın doğuşunu, uygarlığın yükselişini, inançların dönüşümünü ve adalet arayışını kısa, yoğun paragraflarla dile getiriyor. Her bölüm bir anekdot, bir tarihsel olay ya da bir efsane üzerinden ilerliyor.
Tarihi bir panorama sunduğu için kaynak göstermiyor, olayları belgelerden çok kendi sezgisiyle, kendi bakış açısından aktarıyor. Bu yüzden tarihi gerçekliğin gösterdiğinin yanına eklediği bazı yorumlarına katılmadığım yerler oldu. Yine de şerh konacak, tölerans gösterilerek okunacak yönleri var.
Yazar, her kısa hikayede insanlığın hafızasına kendince küçük bir ayna tutuyor, o aynalardan sömürgeler, savaşlar, yakılan kadınlar, susturulan şarkılar. Aynalar kitabı boyunca Galeano, umursamamanın unutmayı doğurduğunu, unutmanın da zulmü tekrar ettiğini söylüyor.
Dünya sahnesinde iktidarların yazdığı tarih karşısında unutulanların, susturulanların sesini duyurmaya çalışıyor Galeano, insanlığın yalnızca zaferlerle değil, acılarla, adaletsizliklerle, umutlarla da kurulduğunu hatırlatıyor. Akademik doğruluk peşinde koşan tarih okumalarından ziyade, tarihin duygusunu, vicdanını ve gölgesini anlamak isteyenler keyifle okuyacaktır.
Herkese keyifli okumalar.