Alem – Alemde Vuku Bulan Bazı Olaylar:
Dünyada var olan gözle görülen ve yahut görülmeyen tüm maddeler, ana yapı taşı ‘atom’ denilen çekirdekten oluşur. Bu çekirdekler az önce de belirttiğimiz üzere bilimin eski araştırmalarının bize sunmuş olduğu şu tabirle anlatılır “Maddenin en küçük yapı taşı atomdur”. Ancak bilimin ilerleyen safhalarında atomun, proton ve nötron denilen ve ‘atom altı parçacık’ diye de isimlendirilen parçalardan oluştuğu keşfedildi. Yani şu anki bilimin geldiği noktayla şu cümleyi kurabiliriz: “Maddenin yapı taşı, nötronlar ve protonlardan oluşan atomdur.”
Bir maddenin oluşabilmesi için, bir atoma madde diyebilmemiz için bu atomun -en az 1 olacak şekilde- kendisine bir yük yüklenmesi gerekmektedir. Çünkü tek başına bir atom madde değildir. Atoma yüklenen her yük ‘elektron’ ismi verilen parçacıklardır. Atoma ne kadar yük yüklenirse maddeyi oluşturan elementin ismi de ona göre değişiklik yapar. Mesela, atoma 1 elektron yüklendiğinde, kısaltımı ‘H’ olan Hidrojen elementi olur. Bu da maddeler arasında -keşfedilen- en hafif maddedir. Bu elektrona ek olarak bir elektron daha eklenirse, 2 elektronlu bir elemente dönüşür ve bunu adı artık Hidrojen değil kısaltımı ‘He’ olan Helyum elementi olur. Üstüne yüklenen yüke göre madde gerçekten bir ağırlık kazanır. Bunu günümüzde uçan balonlarda görebiliriz. Uçan balonların içerisinde Helyum gazı olmakla beraber, diğer gaz maddelerinden daha hafif olduğu için bu maddelerin üstüne çıkar -bir farklı değişler diğer maddeler ağır olduğu için bu maddeler Helyum gazının altına çöker-. Dolayısıyla Helyum gazı dolu bir balon yukarıya doğru uçar.
Bir atomun belli bir maddeye ulaşabilmesi için dediğimiz gibi en az bir elektronla yüklenmesi lazımdır. Atom, yüklenmiş oldukları elektron sayısına göre ve yahut bulundurmuş oldukları proton ve nötronların durumuna göre, aynı zamanda aralarındaki manyetik kuvvetin bozulmasına göre elektronlarında bir değişikliğe uğrayabilir. Değişikliğe uğramayacak, bu sayılardaki denge bozulmadan sabit kalacak türde bir atom “Karalı Atom” diye isimlendirilir. Ama tam aksi bu sayılara bağlı olarak aralarındaki manyetik dengenin bozulması ve değerlerinin değişmesi olarak farklılık gösteren atomlar ise “Kararsız Atom” diye isimlendirilir.
Kararsız atomlar aralarındaki bu manyetik dengenin bozulması ile kinetik enerjinin dışında radyoaktif bir enerji açığa çıkarırlar. Bu da hem bu atomların parçalanmasına sebep olur, hem de ortaya -ağırlık olarak- ‘alfa, beta ve gama’ denilen zararlı, hatta bir canlıya direkt temasında öldürücü dereceye sahip ışınlar çıkarır. Gerçekleşen bu işlem “Radyoaktif Bozunum/Bozunma” diye isimlendirilir. Bu denklem içerisinde ifade edilirken “Lambda” (λ) sembolü ile ifade edilir. (Belki bir çoğumuzun oynadığı Half-Life, simgesinde de bu işaret bulunarak, ana hikayesi bu radyoaktif bozunum sonrasında ortaya çıkan patlamayı ele alan bir oyundur.)
Bu bozunumu hayatımızın her anında görmek de mümkündür. Uzak bağlantılarda (telefon gibi) havadaki atomlar, frekans dalgaları sayesinde yük değiştirerek bozunuma uğrarlar. Bu da kızıl ötesi veya mor ötesi denen ışınların çıkmasına sebep olur. Mikrodalga fırınında atomlar yük değiştirerek yemeğin radyoaktif olarak ısınmasını sağlar. Fırın gibi makinenin ısınması ile ısıtılmaz.
Bunun en büyük örneği ise doğal nükleer ve radyoaktif bir enerji kaynağı olan güneştir. Güneş, yüzyıllardır kendi içerisinde bozunuma sebep olan atomlar sayesinde ortaya çıkan bu enerjiyi hem kendi içerisine hem de etrafına yayar. Dünya ise bu ortaya çıkan bu enerjiden ısı, ışık, elektrik ve daha bir çok enerji olarak faydalanır. Alfa, beta ve gama ışınları ise dünyanın atmosferinden kırılarak bizlere ulaşmaz. Dolayısıyla doğrudan zarar görmeyiz. Bu Allah-u Teala’nın (celle Cellaluhu) kainata kurmuş olduğu en büyük düzendir.
Bir başka örneği ise yaşamış olduğumuz yüz yıl içerisinde meydana gelen Çernobil Faciası’dır. Ukrayna’da kurulan Çernobil nükleer tesisinin en büyük amacı güneş gibi içerisinde barındırdığı atomların hareketleri ile kinetik bir enerjiyi baz alıp devamında radyoaktif bir enerjiyi kontrol altında tutarak kullanılabilir bir enerji haline getirmekti. Ancak bu kararsız atomlardaki manyetik denge sağlanamadığından ötürü atomlar parçalanarak nükleer tesisin patlamasına hatta ki ülkemizin bile bu radyoaktif faciadan etkilenmesine sebep oldu.
İnsan – İnsanda Vuku Bulan Bazı Olaylar:
Bir çoğumuzun bildiği tarifle insan, konuşabilen (düşünebilen) bir canlıdır. Bu düşünme yetisi aynı zamanda bizlere sorumluluk taşıyan ve duygular barındıran bir organ olarak kalp vermiştir. Duygular, Allah Teala (celle Cellaluhu) tarafından insanlara yine O’ndan verilmiştir.
Hicr suresinde ((و نفخت فيه من روحي )) (15/29) buyuran, “ona kendi ruhumdan üfledim/verdim” mefhumunda bu ayeti ve bu mefhumda bir kaç ayet daha Zikreden, bizlere bu Ruh’tan takdim Eden Allah-u Teala (celle Cellaluhu), bununla birlikte kendi kâmil sıfatlarından insanlara cüz’î olarak vermiştir.
Buna şu şekilde misal verebiliriz. Allah-u Teala (celle Cellaluhu) (مالك الملك), tüm mülkün/mâ sivâsının Sahibi’dir. Bizler ise sadece kendimize verilen rızık kadarına mâlik olabilirken (mecâzen), Allah-u Teala (celle Cellaluhu) bizlerin de sahip olamadığı şeylerin, bizlerin de sahibidir (hakikaten). Allah’da (celle Cellaluhu) كل iken bizde جزء dür. Bu da Allah Teala’nın (celle Cellaluhu) ihsanındandır.
Bize ihsan edilmiş bu duygular negatif ve pozitif olarak değerlendirilebilir. Sinir, üzüntü, acı gibi duygular negatif duygular iken; huzur, mutluluk, merhamet gibi duygular pozitif duygulardır. Her bir duygu da kendi içerisinde verilecek kararlar bakımından yine negatif ve pozitif olarak ikiye ayılır. Eğer ki zalime merhamet edilirse pozitif duyguyu negatif yönde kullanmış oluruz. Eğer yapılan hataya nefsani kızmanın yerini hakkâni bir ikaz alırsa negatif duyguyu pozitif yönde kullanmış oluruz.
Burada yapılması gereken en güzel iş bu dengeyi korumaktır. Eğer bu denge korunmazsa, nefsin bu duygularla oynamasına ve bizim kararsızlığımızı değerlendirip, fırsat bilip onun karar vermesine izin verirsek, hem bize hem de bizim etrafımızdakilere zarar verir. Tıpkı güneşte bulunan atomların kararsızlığı ve dengesinin bozulması sebebi ile hem kendi içerisinde patlamalar oluşması, hem de etrafına zararlı ışınlar yayması gibi.
Ancak dediğimiz gibi, dünya bu zararlı ışınlardan korunuyor. Güneş, her ne kadar kendi içerisinde patlamalar oluşturmaya devam etse bile... Evvela şu hadisi (özetle) hatırlamakta fayda var. Hazreti Ömer (radiyAllahu anhu) rivayet ettiği bir hadiste, Cebrail’in (aleyhisselam) Peygamber Efendimiz’in (sallAllahu aleyhi ve sellem) yanına insan suretinde gelerek 3 soru sormuş olup aynı şekilde aldığı cevapları tasdik ederek “Din”in ne olduğunu bize anlatıyor. Bu 3 soru “İman, İslam ve İhsan’” hakkındadır. İman, bildiğimiz üzere 6 iman şartını kapsayan kurallar bütününe kalben iman etmektir. İslam, yine bildiğimiz üzere 5 islam şartını imkanlar dahilinde uygulamaktır. İhsan ise, biz görmüyor olsak dahi, Allah’ın (celle Cellaluhu) bizi gördüğünü bilerek, inanarak, huşu ve ihlas içerisinde iman ve islam kapsamı altında hayat sürmektir. Kısaca din: İman, İslam ve İhsan’dır.
Din’i de bir dünyaya benzetebiliriz. Toprak yani yer küre, kişinin imanıdır. O olmasa suyun tutunabileceği ve havanın var olabileceği, içerisinde yaşam olacağı bir yer oluşmaz. Su (denizler), kişinin islamı/ibadetleridir. Bu bizim toprağımızı besleyen temel besin kaynağımızdır. O olmasa toprağımız çorak olur. Atmosfer, kişinin ihsanıdır. Zikir ve dua ile kibir, gaflet gibi zararlı atıkları dışarı atmaya, güneş gibi kararsızlık yapan maddelerin yaydığı ışınlardan korunmuş oluruz.
Hasılı kelam, bu olaylar döngüsü üzerine insan bir alemdir desek yalan söylemiş olmayız. Hazreti Ali (radiyAllahu anhu) bu durumu şöyle özetlemiştir:
(وتحسب أنك جرم صغير وفيك انطوى العالم الأكبر)
“Sen kendini küçük bir cisim zannedersin. Oysa en büyük âlem sende gizlenmiştir.”
Allah-u Teala (celle Cellaluhu) bu alemin düzenini koruyor, zararlı bir maddeden bizlere yarar çıkarıyor. Bizim de kararlı atom gibi davranarak hem kendi düzenimizi hem de başkalarının düzenini bozmadan bu dini yaşamamız icap eder. İnsan bir alemdir. Din, bizim bir parçamızdır. Onu en güzel şekilde korumamız gerek. Tıpkı dünyanın da bu alemin bir parçası olduğu gibi. Onu en güzel koruyan da muhakkak Allah-u Teala’dır (celle Celaluhu).