Dostoyevski isminden ötürü büyük bir beklentiyle okuduğum bir eser. Kurgunun fazla derin olmayıp, kısa bir zamanın fazlaca hayallerle süslenerek betimlenmesi, bu kadar kısacık sürelerde ki kesişmelerden "Yedi mühürlü kutuda bin yıl kalmış ve sonunda yedi mührün hepsini koparacak kadar" aşka esir olmuş bir hayalperestin kişiliğindeki devinimlere şahit oluyoruz.
Açıkcası eserin içinde ki aşk, ilgi, sevgi, dostluk ve yalnızlık kavramları tartışılabilir bir şekilde sunulmuş okurlara. Belki de bu fark neredeyse iki yüz yıl önce yazılmış bir eserin döneminde ki insanların bu kavramlara bakış açısı ile günümüz dünyasında varolan hallerine olan bakış açımızın farkından ileri geliyor.
Günümüz dünyasının talep gören ifadeleriyle de özetlersem; "Şıpsevdi"olan genç bir kadının, kendi geleceğinin kör bir kadının çaresizliğe bağlı olduğunu farketmesi,çıkış kapısı olarak gördüğü ilk erkeğin ilgisine kendini kaptırması ve bu adamın onu zamanla "ghostlamasıyla" girdiği saplantıyla karşılatığı farklı bir "asosyal erkeğin toksik monologlarına" kendini kaptırmasını ve bu ikisi arasında yaşadığı gelgitlere şahit oluyoruz.
Günümüz tüketim dünyasının yıprattığı kavramlar üzerinde inşaa edilen sosyal bağlardan(bilhassa sosyal medya üzerinde varolan) muzdarip olanların kendinden fazlaca birşey bulacağına inandığım bir eser. Yazarın ismine aldanıp çokça beklentiyle okunmaması gereken bir eser olduğu kanısındayım.