“Kış ve ben.”
“Kış Mevsimi” En sevdiğim mevsim hep kıştır; çünkü dışarısı soğudukça, içim biraz daha ısınır. Dünya gürültüsünü kapının önünde bırakır, evin içinde sessizliğin en tatlı hâliyle kalırım. Sobanın çıtırtısı, dışarıdaki rüzgârın uğultusuna karışır; sanki biri bana “artık yavaşla” der. Bir köşeye otururum, elimde bir fincan kahve, dizimde yarım kalmış bir kazak… İlmek ilmek ördüğüm yün, sanki içimdeki karmaşayı da çözer. Mumları yakarım, alevlerinin dansını izlerim. Her biri bir düşünceyi, bir hatırayı yakar, dumanını havaya savurur. Kış mevsimi, kimine göre soğuğun habercisidir ama bana göre kalbinin dinlendiği vakittir. Dışarıda kar ya da sessiz bir yağmur… İçeride ben, sobanın başında, pencereden dışarı bakarken kendimi biraz daha bulurum. O an anlarım ki insan bazen kalabalıklarda değil, kendi sessizliğinde tamamlanır. Bir yandan kitabımın sayfalarını çeviririm, bir yandan da dışarıda kar tanelerinin yere dokunuşunu dinlerim. Çerez tabağında karışık lezzetler, kahvenin dumanı burnumda, ellerim yün kokulu… Ve ben, dünyanın geri kalanından uzakta, kendi içime sığınmışım. Kış mevsimi, insanın içini tıpkı bir soba gibi yakar: yavaş yavaş, derinden, ısıtarak. Bir ses çıkarırsın, sadece soba duyar. Bir gülüş atarsın, sadece alev anlar. Belki de bu yüzden seviyorum bu mevsimi — çünkü beni kimseye anlatmam gerekmiyor. Her şeyin kendi diliyle konuştuğu, hiçbir kelimenin gereksiz olmadığı bir zaman dilimi bu. O yüzden diyorum ya: “En sevdiğim mevsim kıştır; çünkü orada insan kendini dinler, geçmişin tozunu siler, geleceğe sıcak bir nefes üfler.” Sizleri seviyorum, kendinize hep şefkatli davranın, zaman tanıyın.
·
18 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.