1000Kitap Logosu
yasemin yasemin
yasemin yasemin
yasemin yasemin
TAKİP ET
yasemin yasemin
@yaseminw
En basit düşüncelerin en zor anlaşıldığını söylemiştim size...
olmak istediği yerde değil
Kadın
411 okur puanı
02 May 14:17 tarihinde katıldı.
38
Kitap
0
İnceleme
2.684
Alıntı
393
İleti
Tanıdığın kimse takip etmiyor
Ortak okuduğunuz kitap bulunmuyor
yasemin yasemin
bir alıntı ekledi.
Bu merakı bana az çektirmedi. Geceleri değişmeyen bir sesle, bir ölünün başındaymış gibi, kelimeleri uzata uzata okumaya bayılırdı. İşin garibi, sonunda bu işi kendisine meslek edindi: Apollon şimdi ölülerin başında parayla Mezmurlar’ı okuyor, bir yandan da fareleri yok ediyor ve kundura boyası yapıp satıyor. Fakat o sıralar benimle adeta kimyasal bir şekilde birleşmiş gibiydi, onu bir türlü defedemiyordum. Zaten kovsam da gitmeye razı olmazdı. Ben de bir pansiyona çıkamazdım: Oturduğum daire beni insanlar âleminden gizleyen bir kabuk, bir mahfazaydı. Apollon’u nedense evimin demirbaş eşyasından sayıyordum; bu yüzden tam yedi yıl ondan kurtulamadım.
9
yasemin yasemin
bir alıntı ekledi.
En çok sinirime dokunan da kendi bölmesinde Mezmurlar’ı okumasıydı. Bu merakı bana az çektirmedi. Geceleri değişmeyen bir sesle, bir ölünün başındaymış gibi, kelimeleri uzata uzata okumaya bayılırdı. İşin garibi, sonunda bu işi kendisine meslek edindi.!!
4
yasemin yasemin
bir alıntı ekledi.
sıralar Apollon’un kabalıkları beni biraz oyalıyordu. Ama sabrım tükenmek üzereydi! Şu Apollon. Tanrı’nın bana layık gördüğü bir ceza, ömrümün törpüsüydü. Birkaç yıldan beri hayatımı zehirliyordu ve ondan nefret ediyordum. Tanrım, ondan öyle nefret ediyordum ki! Bilhassa bazı anlarda ondan nefret ettiğim kadar hayatta kimseden nefret etmemişimdir. Yaşlı, ağırbaşlı, elinden biraz terzilik de gelen bir adamdı. Nedense beni fazlasıyla küçümser, çekilmez bir yaratıkmışım gibi üstten bakardı. Hoş, herkese karşı bu tavrı takınırdı ya. Sarı saçları dümdüz taranmış kafasına, alnında kabarık duran, ayçiçeği yağıyla yağladığı kâkülüne, daima "ijitsa"[23] şeklinde büzdüğü kocaman ağzına bakınca, kendinden son derece emin birisinin karşısında olduğunuzu hemen anlardınız. Son derece ukalaydı, hayatımda onun kadar ukala birisine rastlamadım; üstelik neredeyse Makedonyalı Büyük İskender kadar gururluydu. Elbisesinin düğmelerine, tırnaklarının her birine ayrı ayrı âşıktı! Gayet az konuşurdu; bakışları daima sert, azametli, kendinden emin ve alaycıydı ki, bu da beni hiddetten çıldıracak hale getiriyordu. Hizmetimi de bana büyük bir lütufta bulunuyormuş gibi görürdü. Hoş, benim için hemen hemen hiçbir şey yapmıyordu zaten; bunu vazifesi saymıyordu. Beni dünyada eşi güç bulunur ahmaklardan biri olarak gördüğünden, sırf aylığını almak gayesiyle "yanında tuttuğu" apaçıktı. Ayda yedi ruble karşılığında evimde "hiçbir şey yapmamaya" lütfen razı oluyordu. Şu Apollon yüzünden öbür dünyada günahlarımın pek çoğu affedilecek herhalde. Ona duyduğum nefret o dereceydi ki, yürüyüşünü duyunca bile kriz geçirecek gibi oluyordum. Hele o peltek peltek konuşmasından büsbütün iğreniyordum. Dili ağzına göre büyük müydü, yoksa başka bir sebebi mi vardı bilmem, fakat ağzından bütün "z"ler "s" şeklinde ve ıslık çalar gibi çıkıyordu; Apollon, ona bir kat daha heybet verdiğini zannederek, bu haliyle iftihar ediyordu galiba. Ellerini arkasına bağlayıp gözlerini yere dikerek, alçak sesle kesik kesik konuşurdu. En çok sinirime dokunan da kendi bölmesinde Mezmurlar’ı okumasıydı. Bu merakı bana az çektirmedi. Geceleri değişmeyen bir sesle, bir ölünün başındaymış gibi, kelimeleri uzata uzata okumaya bayılırdı. İşin garibi, sonunda bu işi kendisine meslek edindi.!!
10
yasemin yasemin
bir alıntı ekledi.
Fakat bir, iki, üç gün geçtiği halde gelmeyince ferahlamaya başladım. Hele gece saat dokuzu geçti mi iyice canlanıp neşeleniyor, arada bir tatlı tatlı hayaller bile kuruyordum: Mesela, Liza bana gelip gitmeye başlıyor, konuşmalarımla ona kurtuluş yolunu gösteriyordum... Okumasıyla, gelişmesiyle meşgul oluyordum. Sonunda beni sevdiğini, delicesine sevdiğini fark ediyor, ama anlamazlıktan geliyordum (bunu ne diye yaptığımı bilmiyorum; besbelli böylesi daha güzel görünüyordu). Sonunda, mahcup halinin artırdığı güzelliği içinde titreyerek, gözyaşlarıyla ayaklarıma kapanıyor, kurtarıcısı olduğumu ve dünyada en çok beni sevdiğini itiraf ediyordu. Bense hayret göstererek, "Aşkını anlamadığımı mı sandın Liza?" diyordum, "Hepsinin farkındayım, fakat ilk adımı senin atmanı istiyordum; tesirim altında olduğunu biliyordum ve bu yüzden aşkıma minnet duygularıyla karşılık vereceğinden, beni sevmek için kendini zorlayacağından korkuyordum. Sana baskı yapmayı istemiyordum. Zorbalıktır bu... nezaketsizliktir (kısacası George Sand üslubuyla anlaşılması güç, Avrupai incelikleri sıralayarak saçmalamaya başlıyordum). Fakat artık benimsin, bütün temizlik ve güzelliğinle benim eserimsin, sevgili karımsın. Evime hür, başın dik olarak, Evimin kadını olarak gir!"[22]
10
yasemin yasemin
bir alıntı ekledi.
Liza’nın gelemeyeceği zamanda bile, onu hep dünkü görüntüsüyle hatırlamaya devam ettim. Dün geceden aklımda kalan en kuvvetli intiba, kibrit çaktığım zaman beti benzi uçmuş, ıstırapla buruşmuş yüzü, kederli bakışıydı. Çarpık gülümsemesi ne zavallı, ne gayritabiiydi o anda! Ama Liza’yı on beş yıl sonra da o zavallı, çarpık, lüzumsuz gülümsemesiyle hatırlayacağımı henüz bilmiyordum. Ertesi gün bunların hepsini saçmalık, bozuk sinirlerimin büyüttüğü uydurmalar olarak kabul etmeye hazırdım. Zayıf tarafımı bildiğim için her an kendi kendime, "Şu her şeyi büyütmek âdetim yok mu, sakat tarafım bu işte." diye tekrarlıyordum. Gene de o günlerde bütün düşündüklerimin, tahminlerimin nakaratı, "Her şeye rağmen Liza gelecek!" idi. Buna o derece saplanıyordum ki, arada bir çıldıracak gibi oluyordum. Odanın içinde koştururken, "Gelecek, mutlaka gelecek!" diye bağırıyordum. "Bugün olmazsa yarın gelecek; ne yapar eder, bulur! Şu temiz kalplerin romantikliğine lanet olsun!
4