·568 syf.····Okunma: 22 Ekim 2025 22:43 Yine büyük bir hevesle başladığım kitabı bir yerden sonra sırf bitsin diye okumuş olmam beni üzüyor gerçekten. Yalan olmasın başları ve sonu bir tık güzeldi. Bunun haricinde her şey saçma denilebilecek düzeyde çocukça geldi bana. Çok iyi bir romantik fantastik eseri olabilecekken yazarın konuya bağlı kalamayıp hikayeyi dağıtmasıyla kitaba olan tüm ilgimi kaybettim.
İlk üç yüz sayfa boyunca her şey çok güzeldi. Özgün bir evren inşası, farklı farklı topluluklar (vampirler, cadılar, şekil değiştirenler vs.), asırlardır süregelen bir kan davası, herkesin farklı bir güce sahip olması ve üstüne mekanların verdiği karanlık tema oldukça hoştu ve sürükleyiciydi. Zaman zaman geçmişte yaşananlara kısa bir göz atmayla da karakterlerin şu anki hallerine nasıl büründüklerini öğrenmiş oldum. En sevdiğim kısmı ise ana karakterlerimiz Dianna ve Liam'ın birbirlerine olan düşmanlığıydı ki mantıklı sebepler üzerine kurulmuş son derece doğal bir düşmanlıktı bu. Birbirlerine besledikleri tek duygu nefret ve öfkeydi. Bunun dışında ne birbirlerinin dış görünüşüne ne de iyiliklerine odaklandılar. En azından bu durum üç yüz sayfa kadar sürdü. Sonraki sayfadaysa bir baktım ki birden arkadaş oluyorlar, birbirleriyle dalga geçiyorlar, aşırı samimiyet falan tabi bunda zorunlu yakınlık unsurunun da etkisi büyük ama ben ordan sonra koptum maalesef.
Kitabın belli bir kötü adamı var ve bunu kitabın başından beri anlayabiliyorsunuz zaten. Dianna ise kötü patronunun acımasız piyonu. Hikayede gerçekten Azrael diye biri var ve kötü patronumuz hikayenin başından beri Azrael'in yazdığı kitabı arıyor çünkü içinde tüm evreni ele geçirebileceği bilgilerin olduğunu düşünüyor. Burda bir sorun yok aslında. Sorun Dünya Yok Edici adıyla bilinen Liam nam-ı diğer Samkiel'in bu kitabı aramaya dahil olmasıyla başlıyor. Okurken dedim ki yazarım bir karakteri en azından zeki yazsaydın da bu hallere düşmeseydi bu hikaye. İki ana karakterimiz de her tuzağa kendi ayaklarıyla gitmiş oldular, kitabın sonu geldi yine aynı tuzağa düştüler öyle söyleyeyim size ─.─|| Hayır bir de Azrael'in kitabını o kadar abarttılar ama bir detay hariç kitap hakkında doğru dürüst hiçbir bilgi edinemedim bile.
Ana kız karakterimiz Dianna'nın aniden atarlanması ya da gereksiz yere trip atma gibi çocukça huyları dışında sürekli kendi başına buyruk davranması ve sözde patronunun en güçlü vahşi kızı olmasına rağmen ilk kavgada fos çıkması beni biraz deli etmedi değil. Hepsi biraz gösteriş içinmiş... Kendisinin tek sevdiğim yönü her şeyi açıkça söylemesi ve lafını asla esirgememesiydi sanırım. Ben bu kızla en fazla bu kadar empati kurabilirim üzgünüm ಥ_ಥ
Peki ana erkek karaktere ne demeli? O kadar ego yüklü biri ki... (bunu Dianna bile dile getiriyor) 'İstediğim her şeyi yaparım, ben ölümsüzüm, dünyaları yok ettim' diyen Liam'ın yerden bitme cadının tekine yenildiğini de güçten düştüğü için bayıldığını da görmüş oldum. Kitabın başından beri herkesin korktuğu, kötü patronun bile karşısına almaya çekindiği biri. Sözde Dünya Yok Edici... Çoğu zaman kabaca ve sert ifadeyle Dianna'yı baskıladığı için bile çok ezik bir duruma düşüyordu. Kendisi hakkında söylenebilecek çok fazla negatif yönü var ama bunlar yeter de artar diye düşünüyorum.
Kitap o kadar yavaş ilerliyor ki belli bir kısır döngü içerisinde dönüyor sürekli her şey. Dianna ve Liam bir göreve gidiyorlar ve canlarını güç bela kurtarıp geri dönüyorlar. Bu her seferinde böyle devam ediyor ve beni hemen baydı bu durum çünkü bir ilerleme yok kitapta. İki karakter de hem kendi kişisel gelişimi hem de tek amaçları konusunda en ufak bir yol katedemiyorlardı. Gelişen tek şey Dianna ve Liam'ın toksik samimiyetiydi. Aksiyon sahneleri kuru kuru, sizi heyecanlandıramayacak gereksiz paragraflardı resmen. Sırf sonunun ilginçliği yüzünden diğer kitabın çevirisi geldiğinde belki devam ederim diye düşünüyorum ama şu an Dianna ve Liam'ın benden uzak durmasını istiyorum.