Günümüz modern bilim kurgunun babası diyebileceğimiz Jack London, gerçeklikle fanteziyi harmanladığı , bilimin ahlaki sınırlarını ve sonuçlarını irdelediği bu derleme öykülerin de toplumsal eşitsizliği de sert bir şekilde eleştirir.
Yalın, doğrudan, güçlü betimlemelerle insanlığın kurtuluş isteğini gözü doymazlığını, savaşa olan görünmez tutkusunu çarpa çarpa anlatır.
Jack London bu öykülerinde ütopya ve distopya sınırlarını aşındırmaktadır ,bilimin sınırlarını bilimsel çalışmalardaki ahlaki değerlerin ölçütünün ne olduğunu sormaktadır. Sınıfsal çatışmalar ,kapitalist sistemin bencilliği ,ırkçılık , teknolojinin yıkıcı savaşımı gibi insanlığın temel mücadele alanlarını yıllar yıllar öncesinden görüp aynalamıştır.
Ve okurken şu sorular hep zihnimde gezindi durdu ?
Bilim her zaman insanın yararına mı çalışır?
Barış mı özgürlük mü daha değerlidir?
Kaosa düzen getirme çabası içinde olan Goliah insanlığa yeni bir düzen kurma fırsatı verir , insanların arasında sınıf farklılıklarının olmadığı savaşların son bulduğu modernize olmuş bilimsel bir toplum kurar, peki bu topluluk demokrasi ile mi var olacak yoksa otoriter bir rejimin baskısı altında ezilecek mi ? Bu öykülerden sadece bir tanesi
Okudukça anlam bulan hayatalara …