Bir aile düşünelim… Tam 14 yıl önce oğullarını ormanda kaybetmiş, çözülmemiş bir vaka ve yıllarca bu travma ile yaşayan bir aile… ve yine yeniden… Bu defa 13 yaşındaki kızları Barbara… Aynı ormanda…
Annenin acısını , çaresizliğini iliklerimde hissettim, ve elim kalbimde okudum.
Peki olaylar nereye evrildi, suçlu kimdi ?
Oldukça zengin bir atmosferde geçen kitapta doğa betimlemelerinin coşkunluğu, göl kenarı tasvirleri, nostaljik bir aurada işlenen zengin aile işleri, sınıf farklılıkları, aile sırları ve tabii ki dönemin baskısı altında ezilen kadın karakterlerin muhteşem derin analizi…
Karakter fazlalığı ve hepsinin detaylı işlenmesi okurken başlarda biraz zorladı ama kitap derinleştikçe tam bir edebiyat şöleni… Giderek artan bir tempo , biraz dolambaçlı yolların olduğu, bazen kendimi labirentte gibi hissettiğim ama asla kaybolmadığım , tırmanan ağır gerilimle okuyucuyu hep zinde tutan bir okumaydı.
Aile dramı, aile sırları ve karakter analizlerinin yoğun olduğu anlatımları sevenler için özellikle önerimdir.
Okudukça anlam bulan hayatlara …
“Kocamın başka karıları olması beni üzüyor mu? Hayır, çünkü o benim efendim ve ben onun kölesiyim. Ama aşk? Aşk, kalbin bir köşesinde saklı kalır; dışarıda gösterilmez.”
Kitabın en acı alıntılarından biri bile değil aslında …
Sufrajet ne ola derseniz ; ABD ve İngiltere’de kadınların seçme seçilme gibi demokratik haklarını kazanmak için çaba veren radikal kadın hakları sunucularına verilen isimdir. Elbette Atamız bunu bize uzun zaman önce armağan etmişti.
Yazar Demetra Vaka, Büyükada’da doğan Rum kökenli bir yazar ve batılı anlayış ve bakış açısı ile haremin içine adeta gözcülük eder çünkü anlattıkları haremde yaşayan kadınların anlattıklarıdır.
Vaka , haremin dışardan bir şehvet evi, eğlence merkezi olarak görünse de aslında kendi içinde isyan eden baş kaldıran adeta haklarını kazanmak isteyen Sufrajetler gibi bir yapılanma olduğunu söyler.
Kapı kapı dolaşıp Harem kadınları ile uzun sohbetler eden Demetra , onların günlük hayatlarını, evlilik anlayışlarını, köleliği, çok eşitliği ve kadın- erkek ilişkileri üzerine çarpıcı bakış acıları getirmektedir.
Biraz nostaljik, biraz sorgulayıcı ve biraz oryantalist izler taşıyan samimi bir dönem belgeseli tadında ve o dönemi anlatan neredeyse en birincil kaynak diyebiliriz. Kadın tarihi ile ilgilenen tarihin kendisi ile ilgilenen herkese gönülden tavsiyedir okurken zaman zaman öfkelensem de maalesef bunlar tarihimizin acı gerçekleridir okumanız gönülden tavsiyedir
Okudukça anlam bulan hayatlara