·208 syf.··Beğendi
···Okunma: 24 Ekim 2025 18:31 Amerika’da yaşayan ve İngilizce yazan İspanyol yazar #FelipeAlfau ‘nun ilk kez 1936 da yayımlanan ve uzun bir süre hakettiği ilgiyi görmeyen tekrar basılarak gündeme gelen sıradışı kitabı #Locos . Siyasi bir kitap olduğu söylenemez. Ama tabi yazıldığı dönemde yaşanan bir durum da “Cüzdan” ile ana teması İspanya’nın tuhaflıkları olan kitabın merkezinde yer alıyor; dilenciler, pezevenkler, polis memurları, rahibeler, hırsızlar, rahipler, katiller, küstah sanatçıların bir birleşeni. Kitabın “Deliler” anlamına gelen adı ise ilk bölümde kitaptaki tüm kilit karakterlerin müdavimi olduğu kafeden geliyor. Onları gözlemlemek için içeri giren Alfau gibi beceriksiz kurgu yazarları için uygun birer karakterdir hepsi. Tüm karakterler birbiriyle bağlantılı neredeyse. Ve her hikayede bu karakterlerin etrafında dönüyor. Önsözde ve kimi zaman satır aralarında yazar karakterlerinin kontrol edilemediğini söylüyor. Aslında karakterler bölümlerde evriliyor. Bir karakter başka bir isimli ve bazı küçük ipuçları ile başka bir bölümde karşımıza çıkıyor. Sonsöz bu duruma bir ışık tutuyor. Biraz gizem ve suç temalı. Şöyle ki;
“Modern bir çok satanın gerektirdiği her şeye sahip: cinayet, ensest, günahkar rahipler, şehvetli rahibeler, birkaç intihar, çeşitli gizemler, yaşayan ölüler, pezevenkler ve fahişeler ve şairler, Çin’den Filipinler’e, Karayipler’den Avrupa’ya uzanan mekanlar.”
Sonsöz de yer verildiği üzere Mary McCarthy şöyle diyor;
“Locos'un üzerimde bıraktığı etki daha ziyade aşk gibiydi. Bu kitabın cazibesine kapılmıştım ve onu asla unutamadım. Yine de şimdi yeniden okuduğumda, kitaba dair hatırladıklarımın biraz karmaşık olduğunu görüyorum; heyecanlı bir gençlik aşkının hatıraları gibi sanki. Alfau ya da kitabı açıkça benim kaderimdi; .. Locos ilk aşkımdı ve yazarın da tek kitabıydı. Alfau'yla bir daha karşılaşmadım; ispanyollar adını bile biliyorlardı. Belki de Amerika'da yaşadığındandır; şayet gerçekten yaşadıysa tabii. Ama ülkesinde Locos'u benden başka okuyan biriyle tanışmadım. Şimdiyse kitap yeniden basılıyor. Yaklaşık elli yıl önce kurulmuş ve "Kaşifler" olarak bilinen bir Farrar ve Rinehart kulübü bir şekilde kitabı yeniden keşfetmiş."
Gelelim kısaca bölümlere;
Kimlik;
Fulano (Falanca, İsmi lazım değil) çok önemsiz bir adamdı ve hayatının amacı ünlü olmaktı. Zavallı Fulano’nun önemsizliği onu neredeyse görünmez ve duyulmaz bir hale getirmişti. Kötü yazarların karakter bulmak için takıldığı Cafe de Ios Locos’da denk geldi yazar Fulano’ya. Bu kitabı yazmak için oradaydı. Karşılaştılar. “Bir insan olarak asla önemli olmayacağımı biliyorum ve düşündüm de belki de bir karakter olarak meşhur olup önem kazanabilirim.” dedi Fulano. Önemsenmek için her yolu deneyen Fulano en sonunda elindeki her şeyi ve kimliğini kaybetti ve tek çare intihar etti ve yazar ona verdiği sözü tutup bu talihsiz adamdan bir karakter yarattı.
Bir Karakter;
Gaston Bejarano, yazarın baş kahramanı. Ama çok başına buyruk. Yazarın işinin çıkmasını fırsat bilip kendi hikayesini devam ettirdi. Bir karakter olmasına rağmen gerçek bir insana aşık oldu. Evinde onu bekleyen karaktere bir daha kendini ait hissedemedi. Yazardan kendisine bir gerçeklik yaratmasını, kendisine bir geçmiş vermesini ve insan olmasına izin vermesini istiyor.
Dilenci;
Garcia iyi giyimli ve meslek sahibi bir adamdı. Bir iş değişikliği yaptığı için 6 haftalık bir boşluğa düştü ve bu esnada hem aç hem parasız kaldı. Cebinde bir altın parası ve birde değersiz bir bakır parası vardı. Denk geldiği bir dilenciye bakır parayı verecekken muzip yazar olaya müdahale etti ve paralar karıştı. Altın parasını verdiğini parayı bozdurmaya gittiğinde farketti ve dilenciyi soruşturup buldu. Zengin bir malikanede dilenci giysisinden arınmış, şatafatlı bir sofrada, hizmetçileri olan bir adam çıktı bu dilenci. Acıdığı dilenciden daha beter halde olan Garcia korkunç bir gıpta duydu dilenciye. Ve aralarında bir baba oğul gibi bağ oluştu.
Parmak İzleri;
Bejerano ailesinin babası Parmak izi ve faydalı kullanımıyla alakalı bir keşif yapmıştı. Ardında bıraktığı oğlu Don Gil her şeyini Parmak İzleri isimli kitabın yayımlanmasına yatırmış, ailesinin adını tüm İspanyaya duyurmaya niyetlenmişti. Polis memuru kayınbiraderi Benito ve uzman Garcia’dan yardım alıyordu. Parmak izleri asla talan söylemezdi. Ama bu izler birgün başına bir bela açtı.
Cüzdan;
19_Madrid Polis Kongre’sinde, Fransız polisi temsilcisinin deyimiyle, ancak yirminci yüzyılda ispanyada ve Madrid’de yaşanabilecek bir olay olan şehrin ışıklandırma sisteminde arıza çıktı ve bütün kent mutlak bir karanlığa büründü. Polis şefi Don Benito düşünüyordu, neden? Sanki bütün şehir onunla dalga geçmek, tam da bütün yabancı polis temsilcileri orada olduğu anda onu bir maskaraya dönüştürmek için komplo kurmuştu. Etrafı hırsızlar sarmıştı. Her gece türlü suçlar işlemiyordu. Yeğeni Pepe ile bir iddiaya girdi, ikisi de diğerinin soyulacağını iddia ediyordu ve ikisinin de o gece cüzdanı çalındı.
Chinelato;
Juan Chinelato, Kara Mandarin ya da Senor Olozaga aslında hepsi aynı kişi ve farklı yaşantıları. Gençliğinden yaşlılığına kadar atıldığı maceraları, yaptığı işleri ve evlilikleri ile karşımızda, dev bir karakter. Uzun boylu, omuzları olağanüstü derecede geniş, kısaca büyük bir adamdı. Avrupai halleriyle örtüşmeyen doğulu bir görüntüsü vardı. Koyu ten rengi olmasa rahatlıkla bir çinli olduğu düşünülebilirdi. Hayatı o kadar macera ve hareketle doluydu ki bir yerde patlak vermemesi olanaksızdı. Dostu kadar düşmanın da çoktu. Gücü, kuvveti, başarıları kadar canavarlığı da konuşuluyordu. İki karısı tuhaf bir şekilde ortadan kaybolmuş.
Ölü Sevici;
Dona Micaela Valverde ölüme aşıktı. Bu onda uygunsuz boyutlara varmış bir takıntıydı. Başka hiçbir şeyden bahsetmiyor, hiçbir şey düşünmüyordu ve insanlar da bunu fark etmeye başlamıştı. Her zaman mucizevi bir şekilde olay yerinde bitiveriyordu ve her gün cenaze cenaze geziyordu. Valverde ölüme gebeydi ve bunun da tek tedavisi kürtajdı. İntihar, ölümün kürtaj edilmesidir.
Köpeklerin Romansı;
Garcia 10-12 yaşlarında okuldan eve dönerken akşam karanlığında rastladığı köpek vardı. Bu köpek ev ve kendisini mutlu eden ailesi arasında duruyordu. Sanki onu sınıyordu. Bir Tanrı mıydı yoksa şeytan mı? Zamanla bir kabusa, bir düşmana dönüştü. Hayatını ve karakterini şekillendirdi.