Çağdaş Saldırılar Karşısında İslam Alemi: Bir Mücadele Çağrısı
Prof. Dr. Fethi Yeken'in kaleme aldığı Çağdaş Saldırılar Karşısında İslam Alemi, İslam düşüncesinin önemli figürlerinden birinin, modern dünyanın karmaşık dinamikleri karşısında kaleme aldığı derin bir analiz eseri. Yeken, 1933'te Lübnan'ın Trablus şehrinde doğmuş, Türk kökenli bir aileden gelen bir âlim, mühendis ve hareket adamı. Elektrik mühendisliği eğitimi almış olsa da, asıl uzmanlığı İslamî ilimler ve davet çalışmaları üzerine yoğunlaşmış. Lübnan merkezli Cemâatü'l-İslâmiyye'nin kurucusu olarak tanınan Yeken, 2009'daki vefatına kadar hem akademik hem de siyasi arenada etkili olmuş bir isim. Eserleri, genellikle İslam aleminin birliğini, tefekkürünü ve direnişini merkeze alan bir perspektiften beslenir. Bu kitap da, onun bu vizyonunun somut bir yansıması olarak, 1980'lerin sonlarında yazılmış ve Ravza Yayınları tarafından 2000'lerde yayımlanmış bir çalışma.Kitap, 140 sayfalık hacmiyle kompakt bir yapıya sahip olsa da, içeriğiyle İslam tarihinin geniş bir panoramasını sunuyor. Yeken, girişte Kur'ân-ı Kerîm'den Tarık Suresi'nin 15-17. âyetlerini alıntılayarak temayı belirliyor: "Doğrusu o kâfirler hep tuzak kuruyorlar. Ben de onların tuzaklarına karşılık tuzak kuruyorum. O halde kâfirlere mühlet ver. Onlara az bir mühlet ver." Bu âyetler, eserin ana eksenini özetliyor; İslam'ın, kendisine kurulan tuzaklara karşı ebedî bir mücadele içinde olduğunu vurguluyor. Yazar, İslam tarihini bir dizi "karşılaşma" olarak resmediyor: Peygamber Efendimiz'den (s.a.v.) başlayarak, Emevîler, Abbasîler ve Osmanlı dönemlerine uzanan bu tarih, her seferinde İslam'ın zaferiyle sonuçlanmış. Ancak Yeken, bu zaferleri bir nostalji unsuru olarak değil, geleceğe dönük bir ilham kaynağı olarak konumlandırıyor. Ona göre, İslam "gerçek bir din ve nizam" olarak, batılla (yalanla) olan mücadelesini sonsuza dek sürdürecek.Eserin çekirdeği, çağdaş döneme odaklanıyor. Yeken, Soğuk Savaş sonrası dünyanın İslam alemini kuşatan "saldırılarını" sistematik bir şekilde ele alıyor. Bu saldırılar, sadece askeri veya siyasi işgallerle sınırlı değil; kültürel, ekonomik ve ideolojik boyutlarıyla da inceleniyor. Yazar, 43 Müslüman ülkeyi tek tek tanıtarak, her birinin nüfus yapısından ekonomisine, siyasi statüsünden kültürel dinamiklerine kadar bir portre çiziyor. Örneğin, Endonezya'nın devasa nüfusuna rağmen Batı etkisindeki sekülerleşme eğilimlerini, Suudi Arabistan'ın petrol zenginliğine karşın iç çelişkilerini veya Mısır'ın entelektüel mirasına rağmen oryantalist tuzaklara düşüşünü analiz ediyor. Bu kısım, kitabın en özgün yanlarından biri: Salt teorik bir tartışma yerine, somut verilerle beslenmiş bir coğrafi-sosyolojik inceleme. Yeken, bu ülkelerin çoğunun sömürgecilik sonrası "gaflet" içinde olduğunu savunuyor; Batılı güçlerin fiili işgallerinin yerini, şimdi "yumuşak güç" taktikleri almış: Medya propagandası, tüketim kültürü, cinsellik üzerinden ahlakî erozyon ve milliyetçilikle parçalanma.Yeken'in analizi, eleştirel bir tonda ilerliyor. İslam aleminin zayıflıklarını, ümmet bilincinin yitimine bağlıyor. Ona göre, Müslümanların "gafleti", yeryüzünün idaresini Batılı sömürgecilere kaptırmalarına yol açmış. Bu noktada, eser bir manifesto niteliği kazanıyor: Yazar, Müslüman entelektüellere, âlimlere ve gençlere bir çağrıda bulunuyor. Çağdaş saldırılara karşı "karşılıklı tuzak" stratejisi öneriyor; yani pasif direniş yerine, proaktif bir tefekkür ve eylem. İslamî hareketlerin sorunlarını da masaya yatırıyor: Dağınıklık, liderlik krizi ve Batı taklitçiliği gibi iç engelleri eleştirerek, birleşme ihtiyacını vurguluyor. Kitap, bu bağlamda, Yeken'in diğer eserleriyle (örneğin Çağdaş Davet Önderleri veya İslam Gençliği) paralellik gösteriyor; hepsi, davet ve ıslah temalı bir zincirin halkaları.Eserin güçlü yönleri, Yeken'in akademik derinliği ve pratik vizyonunda yatıyor. Mühendis kökenli bir âlim olarak, karmaşık konuları sade bir dille aktarıyor; okuyucu, soyut kavramlar arasında kaybolmuyor. Ülkelerin portreleri, günümüzde bile –örneğin Filistin meselesi veya Arap Baharı sonrası kaos– geçerliliğini koruyor. Ancak, kitabın yazıldığı döneme özgü bazı sınırlılıkları var: 1980'lerin verileri bugün için güncellenmeye muhtaç; örneğin, internet ve sosyal medyanın yükselişi gibi yeni "saldırı araçları" eserde yer almıyor. Yine de, Yeken'in temel tezi –İslam'ın zaferi kaçınılmazdır, yeter ki ümmet uyanık olsun– zamansız bir uyarı.
Sonuç olarak, Çağdaş Saldırılar Karşısında İslam Alemi, sadece bir kitap değil; bir vicdan muhasebesi ve eylem çağrısı. Yeken, okuyucuyu rahatlatan bir zafer hikâyesi anlatmıyor; aksine, rahatsız eden bir ayna tutuyor. Bugün, küresel İslamofobi, ekonomik baskılar ve kültürel hegemonya karşısında, bu eser hâlâ taze bir soluk. İslam aleminin geleceğini şekillendirmek isteyen her entelektüel, bu 140 sayfayı bir manifesto gibi okumalı. Yeken'in mirası, tıpkı hayatı gibi, mücadele dolu: Zafer, gafletten uyanışla başlar. Bu kitap, o uyanışın ilk adımı olabilir.