Puan vermedi·712 syf.··
2024 86. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 10 Kasım 2024 00:00
Bilimkurgunun her zaman mesafeli olduğum bir alan olması çocukluğuma dayanıyor. Bilimi öğrenmeyi çok severim ve her zaman ilgili oldum. Yalnız bunu kurguda görmek hiç ilgimi çeken bir şey değildi. Bunun sebebi tamamen bilimkurgunun robotlar, uzay savaşları gibi konuları ele almasıyla ortaya çıkıyordu. Her ne kadar yıllar boyunca bilimkurguya uzak dursam da H G Wells sayesinde bunun aslında ilgi çekici olabileceğini keşfettim. Bu sebeple uzun zamandır istediğim bilimkurgu okuma serüvenine başlayarak bu kitabı okudum. Baştan söyleyeyim bu kitap tam bir giriş kitabı bence. Birçok yazarı tanımış ve öğrenmiş oluyorsunuz. Benim bilimkurgu tanrıları adını verdiğim yazarlar dışında da bilimkurgunun aslında hangi konulara bağlanabileceğini çok güzel bir şekilde anlatan birsürü hikaye oluşmuş burada. Hikayelerin hepsini sevmedim ancak nerelere gidebileceğini ve özellikle benim alanımla ilgili olan kısımlarda hata payı yapılıp yapılmadığını aradım ve yoktu. Demek ki kurgu kısmı olmadan da bilimsel bir eser hikayeleştirilebiliyormuş. En çok aradığım şey buydu aslında. Hikayelerin hepsini sevmedim açıkçası ama iyi bulduklarımı yazacağım her jenerasyon sonunda. Her ne kadar yazar bence bu hikayeler dese de farklı tarzda hikayeler seçebilirmiş. Özellikle Medya jenerasyonu kısmında sıkıldım diyebilirim. Bu kadar fazla girizgah yaptıktan sonra hikayelere dair yorumlarımı yaparak açıklayayım. ALTIN ÇAĞ HİKAYELERİ İlk hikayemiz olan Bana Joe Deyin adlı hikaye. Bana kalırsa yazarın daha basit ve güzel hikayesi konulabilirdi başlangıç olarak. Hikayemiz aslında bilinçaltı ve psikoloji dünyasını ilgilendiren bir hikaye. Edward Anglesey ve Joe denilen iki karakterin arasındaki benlik algısı üzerinde ilerliyor. Zihninizde aynı anda kaç kişi var olabilir ve bu kişiler arasında nasıl bir çatışma ortamı olur? Bu sorunn cevabını veriyor hikayemiz. Her zaman düşündüğümüz gibi olmaz belki de. Jüpiter dünyasını ve hava ile su yerine ortaya çıkan türleri düşünürsek belki de olaylar biraz gözümüzde canlanabilir. Ufaktan biraz genetik mühendisliğine de dokunuyor. İkinci hikaye Siz Zombiler, sanırım x ve y kuşaklarının özellikle daha çok bileceği ve tahmin edebileceği bir hikaye üzerine kurgulanmış zamanın farklı yüzlerindeki iki insanı anlatan bir hikaye. Hepimiz geçmişimizi düşünürken bazen geçmişin kıyılarında dolaşırken şunu şöyle yapsaydım diye düşünürüz. Bu fırsat elinize geçse eminim siz de atlarsınız ve kullanırsınız. Peki bu fırsatı kullanırken ya başka bir şeyi fark ederseniz? Üçüncü hikayemiz olan Ezgibent ise müziği hayatı yapmış insanlara çok daha güzel gelecektir eminim. Ezgibent olan karakterimiz makinelerin müzik çıkardığı bir dünyada kendi müziğini yapma fırsatını buluyor ve bir anda ünleniyor. Sonunda ele geçirdiği fırsat onu başka noktalara götürürken aslında insanların insanlara ettiği zulümde ne kadar çıkarcı olabileceğini ve bu çıkar uğruna belki de birçok şeyi yok ettiğimizi gösteriyor bize. Dördüncü hikaye olan Yalnızlığın Uçan Dairesi ise bir kadının bir uçan daire görmesi ve uçan dairenin onunla iletişime geçmesi üzerine anlatılan insanların farklı karakterlerde sizin ne kadar üzerinize gelebileceğini ve yalnızlığa birden nasıl itilebileceğinizi gösteren bir hikaye. Bir gün bu yalnızlık sizi intihara götürse de belki de hala içinizdeki şeyi anlayabilecek biri vardır, kim bilir? Beşinci hikaye olan Robot Rüyaları ise, rüyanın etkisinde kalan bir robotun bir insana bu rüyayı anlatması üzerine gelişen kısa bir hikaye. İnsanlığın yapay zekayı kontrol edebilmek için yaptığı uğraşların belki de bizim sonumuzu getirebileceğini göstermiş oldu bize. Bir soru sorayım. Sizce insanlığın kurtuluşu için yapay zeka bir araç mı yoksa tanrı mı? Altıncı hikayemiz olan Ters Evrim aslında adından da anlaşılacağı üzere bu konuyu bilim insanları üzerinden anlatıyor. Bir yaşam formunu bulmak için yola çıkan 3 bilim insanımız bu yaşam formları tarafından yakalanıyor ve olanları anlamak için zihinsel bağlantılarını kullanıyorlar. Telepati ve bilim birleşerek iletişim kuruluyor. Her ne kadar sonunu sevmemiş olsam da bilimsel olarak evrimin temelini doğru anlatmasını sevdim. Yedinci hikayemiz Tanrının Dokuz Milyar Adı. Adından da anlaşılacağı gibi bu dokuz milyar adı oluşturmak için bilim insanlarından yardım isteniyor. Bir programla bu adlar oluşturulursa kıyamet kopacak ancak bu adların oluşturulup oluşturulmadığına dair bir bilgimiz yok. Bunun sebebi de… spoiler vermeden okuyun hemen. Sekizinci hikaye Sanat Eseri, Richard Strauss adlı bir bestecinin uzun yüzyıllar sonra tekrar hayata döndürülmesini ve bilim insanlarının bu mucizeyi halka göstermesini anlatıyor. Teknoloji artık çok ilerlemiş ve geçmişin müzisyenleri bile canlandırılabiliyor hatta eserlerini bile yapabiliyorlar ancak bir yerde işler zannedildiği gibi olmadığını gösteriyor. Dokuzuncu hikaye Karaydı Tenleri ve Altın Rengiydi Gözleri. Hepimiz dünya dışı varlıkları ararız. Her ne kadar bilimkurgu dünyası bunu yüksek yapılı organizmalar olarak düşünse de bir viroid bile bulunması bizim için büyük olay olur aslında. Canlılığın zannettiğimiz gibi olmadığını gösteren bir hikaye aslında. Uzaylılar kimler? Düşündüğümüz şey ne kadar doğru ve uzaylı derken kastettiğimiz nedir? Soruların cevabı hikayede. Böylece Altın Çağ kapanmasa da bilimkurguda ciddi bir atılım yapılırken yeni yazarlarımız biraz da bilimkurgunun farklı yönlerini bize göstererek ilerler ve ortaya mükemmel hikayeler çıkar. Ben Altın Çağ yazarlarımızı çok sevdim bir iki tanesi hariç ancak Yeni Dalga dediğimiz dönemi oluşturan yazarlar da bilim kurguda bizde varız hatta bu yönü de var dercesine sahne alırlar edebiyat dünyasında. Şimdi onlara geçelim. Burada en sevdiğim hikayeler, ilk ve son iki hikaye hariç hepsi aslında. Bana kalırsa bazı hikayelerde geçiş sorunları vardı. Bu da okumayı biraz zorlaştırdı. Bu diğer jenerasyonlarda da var tabi. YENİ DALGA HİKAYELERİ Birinci hikaye, Tövbe et, Harlequin dedi Tiktakbey. Baştan uyarayım bu hikaye 1984 hakkında spoiler verebiliyor. En azından araştırdığımda spoiler yedim ben. Bu sebeple benim gibi kitabı okumamışsanız hikayeyi sakın araştırmayın. Zamanın efendiliğini üstlenen namı diğer Tiktakbey, tüm dünyayı zamanla yöneten bir despot ve en ufak zaman kaymasına tahammülü olmayan biri. Her zamanı kaçırış hayatınızdan ömür kesiyor veya daha da beteri zamanınızı sonlandırıyor. Bu distopyada Harlequin insanları uyandırmak için başkaldırmalarını sağlamak adına oyunlar düzenliyor ve Tiktakbey ile aralarında kovalamaca başlıyor. “Tövbe et, Harlequin!” dedi Tiktakbey. “Hadi be ordan!” İsyanın ve insanın aslında sürüye değil de kendi bireyselliğine uymasının hikayesi bu. İkinci hikayemiz Eurema'nın Varisi, aptal olan ve kalan son aptal olarak yaşayan bir çocuğun hikayesi. Aptallığı yüzünden birsürü makine icat eder. Bunun sonucunda da onlarla yaşamaya başlar ilerleyen yıllarda. Hikayede ne olduğunu söylemeyeceğim, sadece şu noktaya vurgu yapmak istiyorum. Sizce aptallık nedir? Aptallığı ya da bu aptal olma eylemini neye göre belirleriz? Bana kalırsa eğitim sistemine de güzel bir atıf bu hikaye. Üçüncü hikaye, Gezginler, bir grup dünyayı, daha doğrusu insanları yöneten bir grup varlığın eğlencesini konu alıyor. İnsanları ele geçirerek istedikleri gibi kullanıyor ve sonucunda hafızalarını silerek onları bırakıyorlar belli bir süre. Bir gün biri bazı şeyler hatırlıyor ve bunun peşine düşüyor. Karşı koymak için nasıl bir uğraş verilebilir ve zaman aleyhe işlerken davranışları nasıl kontrol etmeliyiz? Dördüncü hikaye, Dünyanın Altındaki Tünel, bir rüyadan uyanan adamın aslında neler olduğuna dair uyanışına tanık olduğumuz bir hikaye. Yaptığı işler ve yaşamında belli şeylerin aynı olduğunu keşfeden adamın aslında neler olduğunu bulma hikayesi. Beşinci hikaye, Bir İnsanın Yerini Kim Alabilir Ki. İnsanların hırsı kendilerini yok etmiş durumda ve kaynaklar tükenmiş. Wall-e filmindeki gibi dünyada besin kıtlığı yaşanmış ve makineler kendi aklıyla hareket ediyor. Bir yolculukta olaylar oluyor. Altıncı hikaye, Omelas' ı Terk Edenler aslında daha da genişletilmesi gereken ve bizim dışarıdan mutlu gördüğümüz dünyanın aslında nasıl göründüğünü anlatan ve bence devamı olması gereken oldukça kısa bir hikaye. İnsanların kendi mutluluğu için neler yapabileceğini gösteriyor bize. Nedenini söylemiyor ama. Yarım kalmış bana kalırsa. Yedinci hikaye Gelgeç Ay, aslında bir kıyamet senaryosunu anlatan ve dünyanın yok oluşunda insanların neler yaşayabileceğiniz gösteren iki kişi ekseninde dönüyor. Son gününüzü yaşayacak olsaydınız ne yapardınız? Bunda en sevdiklerim ise, Tövbe et, Harlequin dedi Tiktakbey, Eurema'nın Varisi, Gezginler ve Gelgeç Ay oldu. Omelas hikayesini sevsem de aşırı yarım olduğundan onu dahil etmiyorum. MEDYA JENERASYONU İlk hikayemiz Çölkralları benim aslında George Martin okumam prensibimi kıran bir hikaye. Yazarı her ne kadar Taht Oyunları ile biliyor olsak da ona yaptıklarından sonra hep yargılardım kendisini. Hala da değişmedi düşüncem ama hikayelerini okuyabilirim diye düşünüyorum ki bu hikaye de bana keyif verdi. Acımasız bir insan olan Simon Kress vahşi hayvanlar seven ve bunların vahşiliğinden keyif alan bir cani. Bir gün hayvanları ölüyor ve yeni hayvanlar almaya daha önceden pek bilmediği bir dükkana gidiyor. Bu dükkanda bambaşka bir vahşilikte ve telepati yeteneği olan küçük canlıları satın alıyor ve onları dövüştürüyor. İnsanın caniliğinin sonuçlarını görebileceğimiz ve belki de zayıfları küçümsemememiz gerektiğini gösteren bir hikaye. İkinci hikayemiz Gidilmeyen Yol, bir uzaylı ırkının dünyayı keşfini ve orayı istila etmesini konu alıyor. Dünyalılarla yapılan savaş neticesinde bir şeyler öğreniyoruz. Belki de bazı keşiflerin yapılamaması bizim faydamızdır. Üçüncü hikayemiz İt Dalaşı. Açıkçası hiçbir halt anlamadığımdan daha sonra okumak üzere bıraktım bu hikayeyi. Dördüncü hikayemiz Mene denilen küçük bakteriler(aslında bakteri değiller ancak ben böyle diyorum) insanlarla iletişim kurmak için onların vücutlarını ele geçiriyorlar. Böylece insanları anlamaya çalışıyor, yaşam döngüsünden onları kullanarak varlıklarını sürdürmeye çalışıyorlar. Şahsen olayları biraz daha açarak anlatılması gereken bir hikayeydi bence. Beşinci hikayemiz Çömlekler, bu hikayeyi de sonraya bıraktım. Altıncı hikayemiz Kar, bir ölümün bir insanın hayatındaki geçmiş izlerini bulma hikayesi. Teknoloji ve fizik sayesinde artık ölen kişilerin hayatlarını izleyebiliyor ve onları görebiliyorduk. Bu da belli sorgulamalara yol açıyor hayatla ilgili. Kim derdi ki bir hayatta sıradan noktaların önemli olduğunu? Yedinci hikayemiz Sıçan, açıkçası bilimkurgu ögeleri kullanmış olsa da bilimkurgu mu emin olamadığım bir uyuşturucu satıcısının sonunu anlatan bir hikaye. Sekizinci hikayemiz Ateşi Keşfeden Ayılar, bu hikayemiz bilimkurgu anlamında değil de daha çok fantastik anlamda belki değerlendirilebilir. Genel anlamda ayıların durumundan değil de bir aile ilişkisi içerisinde Dokuzuncu hikayemiz Temiz Bir Kaçış, psikolojik bir durumu anlatan ve Korsakov Sendromu konulan bir hastanın psikologla konuşmasını anlatıyor. Onuncu hikayemiz Turistler, bir turist olarak dilini bilmediği ülkeye giden birinin başına gelenleri anlatan hikaye. On birinci hikayemiz Bir, uzayı keşfetmeye hangimiz gönüllü olmazdı ki? Evli çiftimiz de uzun yıllar boyu sürmeyeceğini düşündükleri yolculuğa yaşam bulma ümidiyle atılıyorlar ve sorgulamalarını yapıyorlar. Bu jenerasyonda çok sevdiğim hikaye olmadı. Çömlekler hikayesini dışarıda tutarak Çölkralları ve Bir hikayelerini sevdiğimi söyleyebilirim. Dediğim üç hikaye ve okumayı sonraya bıraktığımı söylediğim İt Dalaşı dışındaki hikayeler bana bilimkurgu okuyormuşum hissi vermedi. Hikayeler yarımdı tabi. Sonu iyi bağlanamamıştı. Yine de buradan iki hikaye bırakarak bitiriyorum kitabı. O iki hikayeyi de sonra okumak istiyorum ki bir şeyler kalmış olsun.
Bilim-Kurgu
Yüzyılın En iyi Bilimkurgu ÖyküleriKolektif · İthaki Yayınları · 2018165 okunma
·
148 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.