Dilini ve anlatımını çok beğendiğim #Pinhan ve #Mahrem gibi eski kitaplarının hatırına, Elif Şafak yeni bir kitap çıkardığında hâlâ bir göz atmak isterim. Ancak bir önceki kitabı Kayıp Ağaçlar Adası beklentilerimi pek karşılamamıştı. Buna rağmen Gökyüzünde Nehirler Var’ı gördüğümde, arka kapağındaki övgülere kapılıp bir kez daha şans vermek istedim.
Oldukça hacimli bir kitap — 560 sayfa. Ama bu defa beni hayal kırıklığına uğratmadı. Her ne kadar eski romanlarındaki farklı tat olmasa da, romancılık açısından oldukça başarılı bulduğum bir eser
Elif Şafak, dünyanın farklı coğrafyalarında haksızlığa uğramış, aidiyet hissini yitirmiş, kayıp insanları anlatmayı seviyor. (Kendi hayat hikayesinden kaynaklı olabilir.)Bu romanda da üç farklı dönemin üç karakteri var:
2018’de İngiltere’de yaşayan, kalbi kırık bir hidrolog Züleyha
1840’ta doğan, “Lağımlar ve Çöplükler Kralı” Arthur
2014’te IŞİD saldırılarından kaçan Ezidi bir kız çocuğu, Narin.
Arthur karakteri, Gılgamış Destanı tabletlerini çözen gerçek bir araştırmacıdan esinlenilmiş. Elif Şafak, bu üç karakteri tek bir hikâyede buluşturmayı başarıyor.
Okurken bana zamanın aslında geçmediğini, belki de doğrusal değil dairesel bir akış içinde olduğunu; bir yerlerde hep bir şeylere, birilerine temas ettiğimizi hatırlattı.
Gökyüzünde Nehirler Var, büyük bir emek ve araştırmaya dayalı bir roman. Mezopotamya medeniyetinden tarihi gerçeklere, su krizine ve Ezidilerin yaşadığı trajediye kadar uzanıyor. Geçmişle bugünü öyle ustalıkla bağlamış ki, bu kurguyu kurmak için ciddi bir düşünsel çaba gerektiği belli. Belki de bizim fark edemediğimiz gizli bir püf noktası vardır, kim bilir…