·145 syf.····Okunma: 25 Ekim 2025 10:44 Gündem malum, hızlı değişiyor. Ülkemizde güvenliğin sağlanması için tüm kurumlarımız cansiperane çalışıyorlar. Sokaklar şiddet dolu, uyuşturucu kol geziyor, kadınlar sokak ortasında rahatça öldürülüyor diyenlere hiç bakmayın; hapishaneler ağzına kadar dolu; üstelik yakın zamanda onca yeni hapishane yapılmasına rağmen. Bu da açıkça gösteriyor ki; suçlular yakalanıyor, cezaları veriliyor. Kuru gürültüye pabuç bırakmayın.
Dün, bir de casusluk suçlamaları çıkınca, çocukluğumun TRT filmlerinde gördüğüm heyecanlı, bol kovalamacalı Amerikan filmlerini hatırladım. Bu casusluk nasıl bir şeydi, nasıl yapılırdı, bu Bond’lar falan ne menem adamlardı; eski romanlar arasından bulup bir daha okuyayım dedim. İmkanım da kısıtlı; böyle bir romana denk geldim.
Son derece klasik bir Amerikan casus romanı bu. Yakışıklı bir James Bond’u yok ama yine de idare eder. Soğuk Savaş yılları. Amerika’yı işgal etme niyetindeki Ruslar, Amerikan ordusuna sızma amacıyla casus yetiştirmişler. Doğu Avrupa ülkelerinden birinde, Amerikan şehirlerinden birinin birebir kopyasını kurmuşlar ve bir grup genç askeri burada; hem Amerikan İngilizcesi, hem de ülkenin tarihi, kültürü, gelenekleri, değerleri, eğlenceleri konusunda eğitmişler. 6 yıl süren bu uzun eğitim sonunda her yönüyle Amerikalı’ya benzemiş olan bu askerler, ülkeye gece vakti bir denizaltı ile gizlice sokulmuş ve sahte kimliklerle askeri okullara yerleştirilmiş.
Roman, bu casuslardan Stanislaus Lazinov, yeni adıyla Stanley Smith’in çevresinde şekilleniyor. Smith, askeri okul sonrası Hava Kuvvetleri’ne girip elindeki bombalarla birer birer Amerikan uçaklarını düşürmeye başladığında, gerçek Amerikalı -ve dolayısıyla çok kahraman- bir ekip de onu bulmaya ve engellemeye çalışıyor.
Çerez tadında bir roman bu; yoğun gündemde zaman geçirmek için ideal. Bu güçteki bombaların nasıl elde, kolayca, sallanarak taşınabildiği, sahte kimlikle askeri okullara nasıl kolayca girilebildiği, ya da bu adamların maddi kaynağının nasıl hiç incelenmediği gibi korkunç mantık hatalarını es geçerseniz, keyif de alırsınız.
En büyük mantık hatası ise sonda saklı: Yıllarca ülkelerinde gezmiş, ordularına sızmış, onlarca uçak düşürmüş, onca insan öldürmüş, epi hopu 4 kişilik bu casus grubu bulamamış olan Amerikan istihbaratı; bol ağdalı ve milliyetçi söylemlerle kutlanmış ve kahraman ilan edilmiş.
Aklı başında tek kişi bile, “kardeş, madem içimizde casuslar geziyordu, işinizi yapsaydınız, bulsaydınız da, bu kadar zarar görmeseydik” dememiş.
Neme lazım.