Puan vermedi·96 syf.··Beğendi
· Oroonoko ya da Asil Köle
Aphra Behn’in 17. yüzyılda kaleme aldığı bu eser, İngiliz edebiyatının ilk romanlarından biri ve aynı zamanda bir kadının kaleminden çıkan ilk cesur metinlerden. Virginia Woolf’un Kendine Ait Bir Oda’da der ki: “Tüm kadınlar onun mezarına çiçek bırakmalı.” Çünkü Behn, yazma hakkını kadınlara gerçek anlamda kazandıran isim. Kendi adıyla yayımlamış kitaplarını. O dönemin kadın yazarları kitaplarını yayımlarken erkek ismi kullanırmış, kadın kısmının ne haddineymiş çünkü yazmaktı çizmekti gibi işler!
Oroonoko’yu okurken bir yandan büyülenirken bir yandan da öfkeleniyorum. Kölelik, sömürgecilik, kadın olmanın bedeli… Yüzyıllar öncesinde yazılmış olsa da bu konuların hâlâ taze, hâlâ can yakıcı olması insanı düşündürüyor. Kadının sadece “adı” var, kendisi nerede!
Oysa doğada bambaşka hikâyeler var: çiftleşmeden sonra erkeğini yiyen örümcek, yumurtayı günlerce ayağında taşıyan penguen, yavrularını doğuran erkek denizatı… İnsan türü kendini en “üstün” sanıyor ama doğa her seferinde bu fikri bir güzel çürütüyor.
Eser kısacık ama çok çarpıcı. Çevirideki birkaç akıcılık sorunu dışında sevdim ben. Bazı cümlelerde “kim söylüyor, kim yapıyor” karışsa da metnin özü o kadar güçlü ki bu pürüzler bile gölgede kalıyor.
Bir de dipnot bıraksın hoca hanım:)
Balıkların büyük çoğunluğu yumurtlayarak ürer; “balık yavrusunu doğurur” ifadesi biyolojik olarak doğru değildir. Ancak denizatı, türler içinde bir istisnadır: erkek denizatı, yavrularını vücudundaki özel kesede taşır ve gelişim tamamlandığında “doğurur.”
Edebiyat dolu bir akşam olsun