Gönderi

Çünkü Korkulması Gereken Tek Şey Korkunun Kendisidir
9/10
·352 syf.··
Beğendi
·
2025 147. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 25 Ekim 2025 22:02
Bugünkü kitabımız yine gerilim türünde, üstelik psikolojik ve korku eklentisiyle. Bu tarz kitaplar gerçekten çok kolay okunuyor çünkü dilleri basit ve oldukça sürükleyici. Her zaman söylediğim gibi Rs durumları için büyük kurtarıcı. Fakat her şeye rağmen... belki de bir süre böyle kitaplar okumayı bırakmalıyım. Zaten fazla cesaretli bir insan değilimdir, daha çok öyleymiş gibi davranırım ama insanı geren ya da korkutan içerikler tükettikçe paranoyam inanılmaz boyutlara ulaşıyor. Küçücük evimde bile korkar hale geldim; çoğu zaman sanki karanlıkta biri varmış gibi hissediyorum — sanki ne olacaksa... Gözlerimin fazlasıyla bozuk olması da bu duruma hiç yardımcı olmuyor. Hele ki etrafın karanlık olduğu ve gözlüksüz bulunduğum nadir kombo anlarına denk gelirsem, çığlığı basmamak için büyük mücadele vermem gerekiyor; çünkü gölgeler inanılmaz şekiller alıyor karşımda. Hmm... Bunu böyle anlatınca kulağa delirmişim gibi geliyor ama korkmayın, ben sadece hayal gücü gereksiz derecede geniş biriyim, o kadar. (⁠⁠ꈍ⁠ᴗ⁠ꈍ⁠) Benim saçma korkularımı geride bırakacak olursak, aslında bu kitabın konusu da korkular hakkında. Belki de bu yüzden ilgimi çekmiştir, kim bilir. Zaten açıklamasını görür görmez de Fobi ’yi okuma kararı aldım. Oraya geleceğim zaten, fakat genel düşüncemi paylaşmak istiyorum önce: Kitabı beğendim, kendini çok hızlı okuttu ve Rs’mi tamamen geçirdiği için de çok mutluyum. Bunun yanında hem keyifli hem gerici hem de biraz rahatsız edici bir hikayesi vardı ki türü göz önüne alındığında bana yaşattığı duyguları başarı sayıyorum; çünkü olması gereken de buydu zaten. Son olarak ise konusu cidden farklı ve ilgi çekiciydi; daha ilk andan itibaren okuyucuyu kendine çekiyordu. Hepsini bir araya getirince de ortaya sizlere gönül rahatlığıyla önerebileceğim güzel bir kitap çıkıyor. Yani mutlaka okuyun. Stephen Bridgewater, sürekli iş seyahatlerine giden ve ev tasarım işiyle ilgilenen bir adamdır. Fakat o, Sarah adında güzel bir eşe ve ismi Harvey olan 6 yaşındaki bir oğla sahip olmasına karşın, her şeye rağmen yine de ailesi yerine işini tercih etmektedir. Sarah ise tüm bunların; evliliğinin kötüye gidişinin ve kocasının onlardan uzaklaştığının farkında olmasına karşın, içinde giderek büyüyen başarısız olma korkusu yüzünden tüm bunları yok saymayı seçer ve her geçen gün biraz daha fazla içine kapanmaya başlar. Derken bir gün Stephen yeni bir iş seyahati için yola çıkar. Fakat ikisi de artık o kadar birbirine yabancı hale gelmiştir ki ne Sarah ona bu sefer nereye gittiğini sorar ne de Stephen ona bilgi verme zahmetine girer. Fakat aynı günün gecesi, birkaç gün evde olmayacağı kesin olan kocasının arabası aniden eve geri döner. Sarah ise biraz şüphe, biraz da merakla Stephen’la konuşup neler olduğunu öğrenme düşüncesiyle gece yarısı mutfağa, onun yanına iner. İşte her şey de o zaman başlar. Çünkü başından beri kocasının davranışlarının birebir aynısını sergileyen ve şu an buzdolaplarında onun seçeceği yemekleri elindeki tabağa usul usul yerleştiren bu adam — bu yabancı — kesinlikle Stephen değildir. Tıpkı onun gibi giyinmiş, onun arabasıyla gelmiş ve onun eşyalarına sahip olsa da; sadece onun bilebileceği şeyler hakkında konuşup, geçmişlerini ve tabii ki Sarah’yı herkesten iyi tanıyormuş gibi davransa da kadının karşısındaki yüzü yaralarla kaplı olan bu kişinin kocası olmasına imkân yoktur. O, Sarah için Hiç Kimse’dir. O, herkes için artık bir Hiç Kimse’dir. Şu an evlerinde kocası gibi davranan bir manyak varken Sarah ne yapacağını bilemez. Bağırıp yardım çağırsa karşısındaki adamı sinirlendirme ihtimali vardır; koşup dışarıya kaçmaya kalksa bu delinin ona saldırmayacağının hiçbir garantisi yoktur. Hal böyle olunca Sarah, üst kattaki oğlu Harvey ve kayıp kocasının iyiliği için güçlü durması gerektiğinin farkına varır. Çünkü o noktada artık kendi canını değil, yalnızca değerli ailesinin geleceğini düşünmektedir. Olayları biraz dallandırıp budaklandırsam da (4 paragraf sürmüş yav), romanın konusu ve başlangıcı bu şekildeydi. İleride işler çok daha ilginçleşecek, bu sadece ön gösterim. Ama ben daha en başından heyecanınızı canlı tutmak için elimden geleni yaptım. Aslında kitabın kendi yazısı da bu iş için fazlasıyla yeterliydi fakat ben beğendiğim bir şeyi uzatmasam olmazdı zaten. Bu arada belirtmek isterim ki bu yaralı yüzlü adam, yani Hiç Kimse, kesinlikle çok iyi yazılmış bir karakter. Benim favorim, aynı zamanda kendisi için en çok üzüldüğüm kişi. Hem zeki hem becerikli hem de iş bitirici biri. Ölüm döşeğinde olmasına karşın oturup kendini yemek ya da Azrail’e pusu kurup beklemek yerine kalkıp dünyaya faydalı olmaya — veya en azından birileri için bir şeyler yapmaya — çalışıyor. Sonuçta büyük şeyler başarmak için öncelikle küçük olanlarla başlamanız gerekiyor. Ha, izlediği yol iyi mi kötü mü orasına karışamam; sadece ölümün insanın gözünü kararttığını ve ona inanılmaz şeyler yaptırabildiğini söyleyebilirim. Bu arada Hiç Kimse’nin kitap boyunca yaptıkları, dayanmak zorunda kaldığı şeyler, çektiği acılar ve insanlardan gördüğü muamele canımı çok yaktı gerçekten. Geçmişini öğrendiğim zaman da zaten tamamen kendimi onun yerine koyar hale gelmiştim; adam, benim başka bir gerçeklikteki versiyonum olma potansiyeline sahip. Ama Allah’ım, inşallah bana o günleri göstermez. Kendisinde tanrı inancı yok, o yüzden ne diyeceğimi bilemiyorum; fakat umarım şu an her nereye gittiyse orada biraz olsun huzura ve rahatlığa kavuşmuştur. Neyseeee, ben ağlamadan ya da daha fazla kendime acı çektirmeden önce artık “bitsin bu çile” diyerek incelemenin sonunu getireyim, yoksa sabaha kadar yazmaya devam edeceğim gibi. Fobi , benim Wulf Dorn ’dan okuduğum ilk kitaptı ama son olmayacak; çünkü oldukça hoşuma gitti. Dili çok kolay ve akıcıydı, buna rağmen hikâyesini gerçekten çok sevdim ve başarılı buldum. Gerçekten çok sürükleyici bir kitap ve Hiç Kimse’nin eylemleri okuyucuyu o kadar merakta bırakıyor ki insan, hem bir taraftan deli gibi çıkarımlar yapmaya çalışırken hem de diğer yandan “aman bir an önce okuyup bitireyim de beni ne halt bekliyorsa doğru dürüst öğrenip kurtulayım” düşüncesine giriyor. Ben en azından o durumu yaşadım (´・ω・). Uzun lafın kısası: Şiddetle öneriyorum. Okuyun da Hiç Kimse silkelesin sizi biraz.
1000Kitap
FobiWulf Dorn · Pegasus Yayınları · 20164,835 okunma
··
530 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Ya gerçekten Bay Hiç Kimse'nin hikayesini kitabın sonunda okurken gözlerimin dolduğunu hissettim, koca dünyada yapayalnız oluşu iliklerime kadar işlemişti 🥹 bu arada benim de yazardan ilk okuduğum kitaptı ve devamını kesinlikle getirmeyi planlıyorum senin gibi 🙏🏻 bu kitabı okuyup sevmeyen olmaz bence, o derece güzel bir kurgusu var 🫶🏻
Firefly
Gönderi Sahibi
Tüm kalbimle ve fobilerimle katılıyorum 🫶