·162 syf.····Okunma: 20 Kasım 2010 00:00 Abdülkadir Es-Sufî’nin yani ian dallasın oto-biyografik romanında, karakter kendisine kulak vererek insan konforunu, statüyü ve öngörülebilirliği terk ediyor; halden hale girerek, renkten renge boyanarak sonunda gariplerden birisi olarak O’na ulaşıyor. Yolculuk başlangıç noktasında sona ermiş olsa da artık hiçbir şey eskisi gibi değil. Kütüphaneci, yerine geçtiği kütüphanecinin bıraktığı eşyaları ve notları inceleyerek bir arayışa çıkıyor, çölde bir zaviyeye katılıyor ve modern hayat ile arkaik yaşam arasında bir denge kurmaya çalışıyor. Yolculuk öncesinde şehirde yaşadığı modern hayatın sunduğu anlamsızlıklar ve yüzeysellik, onu hakikati arayışa itiyor. Yolculuk sonrası ise çölde kendini keşfederken, karşılaştığı Doğulu karakterler aracılığıyla disiplin, güç ve merhameti öğreniyor.
Kitapta din değiştirme eylemi gerçekleşiyor. Bana soracak olursanız tasavvufun çok da islamla alakası olduğunu düşünmüyorum. Ama Allah hidayetini kabul etsin diyerek devam edeyim. Zaviyeye katılması, bir mürşide bağlanması ve günlük ritüellerle nefsini terbiye etmesi, tasavvufi deneyimin somut bir parçası olarak işleniyor.
Abdülkadir Es-Sufi, yaşadığı içsel çatışmaları, mürşidlerle geçirdiği zamanları, zikir ve Kur’an meclislerinde hissettiklerini, tasavvufu ve Allah’a yakın olmayı adım adım aktarıyor. Tasavvufun ilk dersleri; paylaşmak, sabır ve teslimiyet üzerine kurulu. Yalnızlıkla baş etmek, nefsin oyunlarını görmek ve marifeti aramak, karakterin ruhsal gelişiminin temel taşları oluyor. Kitabı okurken çok sıkıldım, karakterler birbirine karıştı. Bir konu bütünlüğü olay örgüsü devamlılık veya insanı çeken herhangi bir konu yoktu bana kalırsa. kitap kısacıktı. Ona rağmen zaman geçmedi okurken. Yarım bırakmak istemediğimden devam ettim