Merhabalar Edgar’ın müritleri, bugün size #hwangboreum ’un #sadebirhayat kitabı ile geldim. Kore edebiyatını seviyorsanız bu kitap tam o tatta, sakin ama düşündürücü bir anlatım sunuyor. kitabın arkasında "Özgürlük istediğiniz şeyleri yapmak değil, istemediğiniz şeyleri yapmak zorunda kalmamaktır" diyor. maalesef kapitalist bir düzende bu mümkün değil ve kitaplar da maalesef bunu değiştirme gücüne sahip değil. yeterince zengin olmak lazım ki istemediğimiz şeyi yapmak zorunda kalmayalım. en basitinden şehir gürültüsünde uyumak için kulak tıkacı takmak istemiyorsunuz. evet bunu yapmamak özgürlük ama uyku bunun bedeli. gerçekten bir şeyi kaybetmeden tıkaçsız uyumak belki de kırsala doğru müstakil bir ev gerektiriyor ve burada para devreye giriyor. aslında hepimizi köle yapan tek şey para. bu anlamda kitaptaki şeyleri okurken çok zevk alsam da maalesef şu anda yapılası olmayan şeyler de vardı.
Kitapta modern şehir hayatının koşuşturmasından bunalan ve sadeleşmeyi seçen bir kadının hikâyesi var. bu kitaba yazarın denemesi diyebiliriz ancak yazar aslında kendi seçimlerini ve kendisini anlatıyor. aslında bir karakterimiz yok. gündelik hayatın yükünü, iş hayatının yoğunluğunu ve çevresinin beklentilerini üzerinde hissediyor. Bu nedenle yaşamını en basit hâline indirmeye karar veriyor. Olaylar onun eviyle, eşyalarıyla, ilişkileriyle olan bağlarını kesmesi ve bu süreçte yeni bir denge kurma çabaları etrafında gelişiyor. Ben okurken bu yolculuğun adım adım ilerlemesini, her kararın hem huzur hem de zorluk getirmesini çok net hissediyorum. ancak mesela ben bunu yapamam. sorumluluklar ve size bağlı olan hayatlar (evcil hayvan, çocuk ) radikal kararları etkisiz kılıyor. yemin ediyorum her gün trafikte harcadığımız süre 3 saati buluyor ve hepsi kazandığın parayı harcamak için vaktin bile olmayan bir işe gitmek için. ve bu düzeni maalesef yüklü para kaynağı olmadan terk etmek mümkün değil. en azından Türkiye'de. isveçli olsam evet belki ülkenin kalkınma düzeniyle bunu yapacak cesaretim olur ya da alanım olur ancak Türkiye batmış durumda.
Kitapta dinlenmenin önemi vurgulanıyor; yazar yalnızlığı hem özgürlük hem de huzur kaynağı olarak görüyor. Küçük mutlulukları —örneğin yemek pişirmek, yürüyüş yapmak, loş ışıkta uyumadan önce kendine zaman ayırmak— değerli buluyor. Fakat yalnızlığın her zaman kolay olmadığını da kabul ediyor; bazen çevresinden gelen sorularla sarsılıyor, yazı yazmakta zorlanıyor. Bu yüzden yalnızlığını paylaşacak yollar arıyor, dans derslerine katılıyor, spora gidiyor vb. Sonuçta Hwang Bo-reum, hayatını basitleştirerek neşe ve huzur bulan, küçük ama derin tatminleri değerli gören bir yaşam tarzı öneriyor. Kitap ayrıca onun yazarlık süreci, Hyeonam-dong Kitabevi''nin ortaya çıkışı ve okurlara duyduğu teşekkürlerle tamamlanıyor. Hwang Bo Reum’un tarzı yalın ve akıcı. Gereksiz süslemeler olmadan duyguları doğrudan veriyor. Kore kültüründen gelen detaylar da anlatıya derinlik katıyor. Ev ve eşya tasvirleri bile bir felsefe gibi işleniyor. Beni en çok etkileyen nokta, “az”ın gerçekten özgürleştirici olabileceğini göstermesi oldu. Kitap, tüketim odaklı hayata karşı duruyor ama bunu sert bir dille değil, sakin ve davetkâr bir şekilde yapıyor.
Kitapta #minimalism #slowlife #selfgrowth #simplicity gibi tropelar ön planda. Marie Kondo'yu hiç okudunuz mu? at ve sadeleş olayı ilk onunla başladı. ancak Kondo aşırı katıydı bu konuda bir kişinin evinde 20 kitap olması gerektiği ve okunanların elden çıkarılması gerektiğini düşünüyordu. katlama ve dolaplarda yer açma olayını yapabilsem de kitap olayı bize ters evde 3000 kitap olmazsa rahat edemeyiz bence. bu tarz metinlerle ilgileniyorsanız tavsiye ederim. son olarak tasarım harikaydı şeffaf kılıf üzerinde karakter sanki 3b gibi duruyor. her şeyiyle yayını tebrik ederim.
bu arada yazarın bir kitabı daha çıkacak aralıkta.i umarım o kitap da çevrilir. daha çok biz kitapseverleri ilgilendiriyor ve kitaplara yaklaşmanın 53 yolu adında. kesin çok tatlı bir kitap.