İnsan kendisinde var olan gücü keşfettiğinde ve hayatı köklü değişime uğradığında yapacağı seçimlere dikkat eder. Astrid, sıradan hayatından Antares'e geldiğinde ve köprüyü koruyacak bir gardiyan gücü olduğunu fark ettiğinde afallamıştı ama ikinci kitapla birlikte daha kendinden emin, güçlerini kontrol edebilen ve ne istediğini bilen bir kadın olarak okuyucusunun karşısına çıktı. Tabii bu demek değil ki her şey yolunda Katil bir ruh, kayıp kutular, hayatları ile oynayan üç tanrıça ve iki tanrı var. Üstelik hepsiyle baş etmek oldukça zor çünkü sevdiklerinin canı da tehlike de. Söyleyemeyeceğim birtakım mutluluk verici gelişmeler de oldu. Noris, Üzümlü kekim tüm asilliği ve anlayışı ile yine sahalardaydı
Bir gardiyan ve erk hayvanı arasında özel bir bağ var, algı da bu yönde şekilleniyor ama yazar kurgusunu koyduğu kuralların dışına çıkararak monoton algıyı kırmış. Buna bir yandan üzüldüm bir yandan sevindim Sebebini söyleyemem okuyanlar anladı ama beni Mücadele edilmesi gereken birden fazla durum var ve Astrid, yanındaki insanların desteği ile hepsinin üstesinden gelmeye çalışıyor. Tabii sevdiği insanların bedenine gasp eden katil ruhu tanımak, her birinde farklı gücün yer aldığı kayıp kutuları bulmak ve musallat olan tanrıçaların gazabından korunmak hayli zor. Öyle bir yerde bitti ki yine bizleri nelerin beklediğini merakla bekliyorum