Zülfü Livaneli’nin Mutluluk romanı, yalnızca bir hikâye değil;
yüzyıllardır süren bir sessizliğin yankısı.
Meryem’in hikâyesi bana şunu düşündürdü:
İnsan bazen yaşadığını sanır,
ama aslında başkalarının yazdığı bir kaderin içinde sürüklenir.
Meryem de öyleydi konuşamadı.
Livaneli bu romanda sadece kadının yaşadığı baskıyı anlatmıyor,
erkekliğin nasıl bir yükle büyüdüğünü de gösteriyor.
Cemal’in elleriyle değil, öğretileriyle kirlenmişti ruhu.
Çünkü “erkek ol” dediler, “sorgulama” dediler,
ve o da sustu tıpkı Meryem gibi.
Bu kitap, “namus” denen kelimenin aslında ne kadar kirli bir sessizliği sakladığını yüzüme vurdu.
Bir toplumun vicdanını, bir kızın korkusundan okuyorsun.
Ve sonunda anlıyorsun:
Gerçek mutluluk, kimsenin tanımlayamadığı bir özgürlükte saklı.
Belki de Livaneli bize şunu fısıldıyor:
“Kadın sustuğunda, insanlık biraz daha eksiliyor.”