Astrid ve Ashton, annelerini kaybettikten sonra birbirlerine tutunarak yaşamaya çalışan iki kardeştir.
Astrid, içinde garip bir çağrı hisseder — sanki bir yer onu kendine çekmektedir. Bu hisse karşı koyamaz ve abisini de ikna ederek Antarktika buzullarına gidecek bir gemiye binerler.
Güneş tutulmasının tam ortasında, gizemli bir duvar belirir. Astrid’in merakı ağır basar ve Ashton’la birlikte o duvarın ötesine geçer. Karşılarında, bambaşka bir evren bulurlar.
Köprüde gördüğü adamı yeniden karşısında gören Astrid, bu evrenin “gardiyanı” olduğunu öğrenir. Her gardiyanın bir “erk hayvanı” vardır ve bu hayvanlar isterlerse insana dönüşebilirler. Gardiyanlar ve erk hayvanları ruhsal olarak birbirine bağlıdır.
Astrid'in de erk hayvanı Noris'tir.
Beş farklı evren vardır ve her birinin birer koruyucu gardiyanı bulunur. Astrid ve Noris’in güçleri ilk tutulmada birleşince, beklemedikleri bazı şeyleri de beraberinde getirir.
Antaras evreninde kaldıkça Astrid hem annesiyle hem de geçmişiyle yüzleşmek zorunda kalır. Ancak gizemli Endymon her şeyi biliyor gibidir… Peki Astrid bu evrende gerçekten kimdir ve neler yapacaktır?
Fantastik kitapları severim ama kurgusu karmaşık, olayların neyin ne olduğu belirsiz olduğu hikâyelerde kopabiliyorum.
Bu kitap ise tam tersine, sade ve anlaşılır diliyle okuru içine çekiyor. Betimlemeleri sayesinde her sahne gözümde canlandı. Ne yordu ne de sıkıldı; aksine heyecanla okudum.
Aşk teması arka planda, yavaş yavaş işlenmişti — bu da hikâyeye ayrı bir derinlik katmış.
Macera, gizem, sırlar, aile, geçmiş ve gelecek gibi pek çok unsuru bir arada barındırıyor.
Sadece “erk hayvanı” konusunun biraz daha detaylı anlatılmasını isterdim; belki ikinci kitapta o bölümleri okuruz.
İkinci kitabının elimde olması ise benim için büyük bir avantaj — beklememe gerek kalmayacak