Bugün günlerden Butimar…
Okuduğumuz birçok kitap var her birimizin. Aslında ben “Kitap okudum” ifadesini çok kullanan birisi değilim. Bunun yerine “yolculuğa çıktım” derim. Yolculuklar bitince hatıralar bırakır ardında. Hatırlar ve gülümsersin çoğunlukla. Ancak bazen en ufak bir şey çıkar o yolculuğun hatırasından ve seni üzer. “Keşke” ifadesini kullanırsın sonra. Bu ifadeyi kullanır ve ardından tüm üzüntülerini çoğunlukla gönüle -az biraz da- diline yansıtırsın ve sunarsın etrafa. Etraf dediğin şey de genellikle kendinden ibarettir. Seni en iyi
anlayacak kişi sensin, bunu bilirsin.
Cümlelerin her biri art arda geliyor ve yazarken durduramıyorum kendimi. Bittikten sonra okuyunca sileceğim belki de hepsini. Ancak şu an bana iyi gelen şeyi yapmak istiyorum: yazmak, anlatmak ve dinlenmek...
…
Butimar’ı okumaya başlamadan önce kendimce bir şeyler yazmıştım ondan bihaber bir şekilde. Bunları sizinle de paylaşmak istiyorum.
***
Butimar... Ne de anlamsız bir kelime, değil mi? Görünüşü falan hoş, buna lafım yok elbette. Önce anlama bakarak hata mı ettim acaba? "U" ve "İ" harflerinin bir arada olması hoşuma gidiyor, bunların yanında "A" harfi de ayrı bir hava katıyor. Bu kelimede bu harflerin birleşimi söz konusuydu.
Seni okumadan önce yazıyorum bunları Butimar. Okuduktan sonra belki de anlamsız geleceksin bana ve ben bir daha aynı kelimenin içinde "U" ve "İ" harflerini bir arada görmekten nefret edeceğim. Bu ilk ihtimaldi. Bunun ikincisi de var. İkincisi yani tam tersi… Belki de seni çok seveceğim ve her bir kelimede senden parçalar sezmek için çabalayacağım. Belki diyeceğim ki "Aaa bak bu kelimede de "U" harfi var, tıpkı Butimar'da olduğu gibi"
Nasıl bir yolculuk olacaksın Butimar? Yaşayıp görelim haydi...
***
Neler söylemişim ben… Butimar adlı kelimeye anlamsız demişim. Şimdi gerçek anlamını paylaşmak istiyorum bu kelimenin.
Butimar… İnanışa göre bir kuş türüdür. Denize ve suya aşık bir kuş… Denizin kıyısına konar ve tek başına seyreyler onu. Bir tasası vardır Butimar’ın: “Her gün seyretmeye doyamadığı bu uçsuz bucaksız mavilik bir gün yok olursa, ben ne içerim.“ Bu nedenle hiç su içmez Butimar. Denizin bir gün kuruyup yok olacağından çok korkar. En sonunda ise susuzluktan kendisi yok olur…
Sizlere de bir şey hatırlattı mı Butimar’ın anlamı? Derin düşüncelerin ardında saklanıp kaldınız mı sizde benim gibi? Şimdi birazcık kendimizi toplayalım ve genel anlamda kitabın içeriğinden söz edelim.
Bir psikoloğun içsel dünyasıyla başlayan bir yolculuk söz konusu.. Bu, kitap boyunca da böyle devam edecek bir yolculuk. İnsanları dinleyen ve onları sözleriyle özlerine yaklaştırmaya çalışan bir insanın kendinden uzaklaşıyor olması, belki de çoğumuza anlamsız gelecektir. İçinizden şu an “psikologlar da delirir miymiş yahu” diyor da olabilirsiniz. Kitabı okuyunca neyin ne olduğunu en açık şekilde göreceksiniz.
Rüyalar kimimizin hayatına hiç uğramayan, uğrasa da hatırlanmayan, hayali unsurlar barındıran ve bizi gerçekten uzakta hissettiren unsurlardır çoğu zaman. Çok nadir rüya gören birisi olarak rüyaların neler yaşattığını çok bilmiyorum. Ancak bu kitapta bir rüyada gerçekleşiyor her şey. Gerçek gibi görünen bir rüya… Gerçeğe o kadar yakın ki uyanık hâlde miyim yoksa hâlâ uyuyor muyum, emin olamıyorsunuz. Gerçeğin içselleştirilmesi de diyebiliriz rüyalara. Gerçekte olmasını istediğimiz ama olması mümkün olmayan şeyleri oraya taşırız ve hatırlamasak da bizlere huzur verir bu hayali ortam. “Rüyamda kayboldum, uyanınca kendimi buldum” diye bir söz geçerdi birçok yerde. Şu an bunları yazınca aklımda belirdi birden.
“Gerçeğin başladığı yerden olabildiğince uzakta, kendimin var edeceği rüyalarda yaşamak istiyorum.” (sf. 13)
Gerçek hayattan, hep aynı şeylerin yaşanmasından o kadar sıkılıyoruz ki bazen. Bu yüzden kendimizi bulmak adına yolculuklar yapıyoruz. Biz insanlar bunu genellikle somut olarak yapmayı tercih ediyoruz. Ancak Psikolog Bey bunu bizim gibi düşünmüyor ve içsel bir yolculuğa çıkıyor.
Yusuf, Behzad, Butimar… Daha birçok karakter de barındırıyor kitap. Ancak benim için en akılda kalıcıları bu 3 isim olmuş.
Yusuf, umuduyla yaşayan ancak bu umudu hırsa dönüştüren bir karakter. Bu nedenle onu ne zaman hatırlasam “keşke…” diyecekmişim gibi hissediyorum.
Behzad, kalbinin temizliği yüzüne vurmuş bir yoldaş… Aklından tek bir kötü düşünce geçiremeyecek kadar saf ve temiz.
Ve Butimar… Sadık, vuslat, aşk… Butimar adını hatırlar hatırlamaz bu 3 kelime peşi sıra dizildi aklımda. Onu bulmak çok zor, ona ulaşmak çok zor. Ancak ulaşınca onunla kavuşamamak imkansız. O, umudun en uç noktası, umudun gerçeğe dönüştüğü an. Gözlerinde mutluluk dolu o bakış… Hayal mi yoksa gerçek mi diye şüphe duyarsınız ona bakınca. Ancak bunun bir cevabı yoktur ve siz neyseniz o da odur.
İçerik hakkında çok fazla bilgi vermek istemiyorum. Çünkü en ufak bir detaydan dolayı “Aaa böyle miymiş, o zaman okumasam da olur” sözlerinizi duymak istemiyorum.
Ancak birkaç alıntıyı burada da dile getirmek istiyorum:
***
“Ama okuduğum, bilhassa eski kitaplardan derlediğim bir netice vardı: Zihnini temizle, bir bebeğinki kadar…”
“Kendimle kavga ettim bir müddet, kimse araya girmedi, doğrusu da buydu. Kendini ifade edemeyen biri, kendini ifade edemediğini nasıl dile getirebilirdi?”
“Kimisi vardır evinin önüne şarap şişeleri asıp ardında namaz kılar; kimisi de ön tarafa seccade asıp ardında şarap içer.”
“Aşık olmaktan sakınmayın kendinizi, aşık olduğunuz kadar incelir kalbiniz.”
“Benim dinimde oruçla namazın bile kazası var, lakin sensiz geçecek bir günümün kazası yoktur.”
***
Kitabımızın yazarı Kaan Murat Yanık’a beni böyle güzel bir yolculuğa eşlik ettiği için teşekkür etmek istiyor ve ona “Sokakta bağırmasına gerek olmadığını, onu duyanların var olduğunu, duyanların duymayanlara anlatacağını, anlatanların ise hiç unutmayacağını” söylemek istiyorum.
Kaan Murat Yanık - Butimar
ButimarKaan Murat Yanık · Ketebe Yayınları · 20226bin okunma