Oyunlarda, yüzüğün ana taşı mevkiinde/mesabesinde bir kahraman vardır; diğer kişiler, o ana taşın etrafını dolduran, süsleyen figürlerdir. Yani oyunun büyük ağırlığı genelde bir kişinin üzerine bırakılır. Denebilir ki Necip Fazıl, başta esas kahraman olmak üzere figürlerini, bir olayı üzerinde cereyan ettirmek ya da bir ânı/hâli yaşatmaktan ziyade, fikirlerini söyletmek, herhangi bir konudaki görüşlerini, düşüncelerini duyurmak üzere seçer. Onları çoğunlukla, tabir yerindeyse, bir ‘kukla kişi’, gerçekliğinden uzağa düşmüş bir kişilik olarak ortaya sürer.