Bu bir masal değil, yaşanmış bir gerçeğin alegorisi. Orwell’in anlattıkları geçmişte kaldı sanıyoruz ama kitap, tarihin her döneminde ve her toplumda yeniden yaşanıyor. Devrimle başlayan bir umut hikâyesi, kısa sürede gücü eline geçirenlerin yozlaşmasıyla kabusa dönüyor. En başta özgürlük, eşitlik ve adalet isteyen hayvanlar; sonunda daha baskıcı, daha acımasız bir düzende yeniden köleleşiyor.
Squealer’ın (bence dini ya da ideolojik manipülasyonu temsil ediyor) yaptığı propagandalar, halkın nasıl kolayca uyutulabileceğini ve kandırılabileceğini gösteriyor. Hayvanlar ses çıkarmadıkça, Napoleon her seferinde baskının dozunu arttırıyor. Bu kısım özellikle rahatsız edici ama bir o kadar da gerçek: güç, karşısında ses bulmadıkça zalimleşiyor.
Kitabın sonunda yeni bir devrim görmeyi bekledim. Çünkü tarih bize gösteriyor ki, halk sonsuza kadar susmaz, bir noktada patlar. Ama Orwell bunu bilinçli olarak yapmıyor. Çünkü o, mutlu bir sonun hayal olduğunu göstermek istiyor. Devrimler gelir geçer, ama insan doğasındaki açgözlülük, iktidar tutkusu ve korku kaldıkça hiçbir şey değişmez.
Son sayfalarda insanla domuzun ayırt edilemez hâle gelmesi, tarihin en gerçekçi ve karanlık özetlerinden biri. Devrimler değil, insanlar değişmedikçe hiçbir devrim işe yaramıyor.