Kitap, “Katledilen ve şiddet mağduru bütün kadınlara...” ithafıyla açılıyor.
Bu cümle, yalnızca bir önsöz değil; her öykünün kalbinde atan bir sızı, bir çağrı. Selahattin Demirtaş’ın kaleminden çıkan Seher, politikadan bağımsız değil ama doğrudan bir siyasi söylemle de sınırlı olmayan, toplumsal yaralara dokunan güçlü bir edebi eser.
Her öykü, bir kadının ya da bir insanın iç sesinden yükseliyor. “Bildiğiniz Gibi Değil”, “Temizlikçi Nazo” ve “Seher” gibi hikâyeler; kadına yönelik şiddeti, sınıfsal eşitsizliği ve bireyin sistem karşısındaki yalnızlığını işlerken okuyucuyu sarsıcı bir yüzleşmeye davet ediyor.
Özellikle “Seher” öyküsü, Adana’da geçen bir namus cinayeti trajedisiyle kalpleri dağlıyor. Genç Seher, sevdiği Hayri’ye âşık olur, bayram günü pastaneye gider. Ama o masum gidiş, tecavüzle, töreyle, aile eliyle işlenen bir cinayetle son bulur.
Annesi Sultan yalvarır, babası Gani “namus” diyerek kestirip atar, 15 yaşındaki kardeşi Engin tetik çeker.
Bu mu namus?
Bu mu erkeklik?
Demirtaş, duru ve sorgulayıcı kalemiyle bu soruları okuyucunun vicdanına bırakır.
Seher, Türkiye’deki kadınların ortak kaderine ayna tutar. Bu öykü, sadece bir bireyin değil, bir toplumun içsel yarasını temsil eder. Okumak, gözlerinizi yaşartır, kemiklerinizi sızlatır, ruhunuzu diriltir.
İyi okumalar...