Benim için bu kitap, geçmişle bugünün, aşk ile yalnızlığın aynı cümlede buluştuğu bir anlama yolculuğu oldu. Her şiirde kalbimin bir köşesi yankılandı, sanki bir zamanlar unuttuğum hisler yeniden ses buldu.
Yılmaz Erdoğan’ın dizelerinde kelimeler sanki yaşamış, yorulmuş, sonra yeniden doğmuş gibiydi. Onun kalemi, insanın içini kazıyan bir sessizliğe sahip; ne kadar az söylese, o kadar çok şey duyuruyor.
Kayıp Kentin Yakışıklısı, sadece bir şiir kitabı değil; insanın kendi iç şehrinde dolaşırken rastladığı eski bir benliğin kapısını aralıyor. Şiirleri okurken bazen içimde bir özlem, bazen bir tebessüm belirdi; ama her seferinde kalbim, bir dizenin tam ortasında yakalandı.
“Aşk dediğin, bazen bir vedanın içinde gizlenir; giden gitmez, kalan kalamaz.”
Bu kitapta en çok sevdiğim şey, duyguların süslenmeden anlatılmasıydı. Samimi, kırılgan ama bir o kadar da gerçek… Yılmaz Erdoğan, aşkın yakışıklılığını değil, kayboluşun asaletini anlatıyor.
Ve ben her sayfada, kendi kayıp kentimi buldum.
Yılmaz ErdoğanKayıp Kentin Yakışıklısı