Bu sene 15 Temmuz günü aramızdan ayrılan Pınar Kür'ün en çok ses getiren romanı. Özellikle hikâyeyi "yaşanmış bir olay" gözüyle okuyunca çok daha başka hislerle dolarsınız. Pınar KürAsılacak Kadın
İlk iki bölümde modernist edebiyatın en büyük özelliği olan bilinç akışı tekniğini görüyoruz. Faik İrfan Elverir'in bölümünde kafamız baya karışıyor çünkü hikâye hakkında hiçbir fikrimiz yokken Elverir, biz hikâyeye hakimmişçesine hem ilerleyen sayfalarda daha iyi kavrayacağımız hikâyeyi hem de kendi hikâyesini anlatmaya başlıyor. Hatta o kadar hakim değiliz ki hikâyeye, asıl kurbanın kim olduğunu ilk bölümde anlayamıyoruz.
Beğendiğim noktalardan biri, üç bölümün hepsinde kendinden önceki bölüme değinilmesi. Güzelleştiren kısım şu: biz hikâyeyi her bölümde başka karakterin ağzından okuduğumuz için "Neden böyle?" dediğimiz noktalar sonraki bölümde açığa çıkıyor. Mesela ilk bölümde Elverir, sanık Melek'in hiçbir şekilde konuşmamasını suçluluk olarak görüyor. Hatta öyle kötülüyor ve suçluyor ki Melek'i, biz de "Gerçekten neden konuşmuyor acaba?" sorusunu sormadan geçemiyoruz. Ardından Melek'in bölümünü okumaya, onun psikolojisini anlamaya başladıktan sonra "Tabii ki de konuşamaz." diyoruz. Bu teknik de bence hikâyeyi okuyucunun kafasında daha bir oturur hâle getiriyor.
Yalçın'ın kendi bölümünde dediği gibi Melek'i bu yapılan zorbalığın normal olduğuna alıştırmışlar hayatı boyunca. O yüzden istese de sesini çıkaramıyor. Sadece düşünebiliyor. Onu da alamazlar ya elinden?
İlk bakışta bu roman da diğer modernist romanlar gibi bireyin bunalımını anlatıyor gibi gözüküyor. Aslında evet, öyle. Fakat diğerlerinden ayıran bir detay var. Tutunamayanlar'da Selim entelektüel bir yalnızlığın içindedir. Yani kendisi gibi birini bulamadığı için mutsuzdur. Anayurt Oteli'ndeyse Zebercet, varoluşsal bir boşluk içindedir. Sadece yalnızdır. Entelektüel bir tarafı da yoktur. Tüm günleri aynı geçmektedir. Bilindiği gibi modernist romanlarda genellikle çağdaş insanın bunalımı işlenir. Bu noktadan bakıldığında Selim de Zebercet de Melek de bir bunalımın içindedir. Fakat Selim ve Zebercet kendi kafalarının esiriyken Melek onun gibi etten kemikten bir insanın esiridir. İşte en büyük farkları budur.
İkinci bölümde yani Melek'in bölümünde düşüncelerinin akışında kayboluyoruz. Noktalama kullanılmamaya çalışılmış. Yapılanlara değinmeyeceğim, kimse okurken içine düşeceği dehşetin derecesini önceden bilmesin.
Son bölümde yani Yalçın'ın bölümündeyse Pınar Kür'ün dediği üzere; bilinç akışından çok kurtarıcı karakterin duygusallığı ön plana çıkarılmak istenmiş.
Aslında Pınar Kür'ün kitabın son kısmındaki savunmasında dediği gibi edebiyat toplumun gözünden kaçan veya görmek istemediği durumları okuyucunun rahatını bozarak gözüne sokmak konusunda da önemli bir yere sahip. Aynı zamanda edebiyat, kalıcılık demektir. Bazı şeyler zamanla değişebilir veya unutulabilir. Fakat unutulmaması gereken şeyler edebiyat sayesinde ölümsüzdür. Tıpkı Pınar Kür'ün de unutulmayacağı gibi.
Asılacak KadınPınar Kür · Can Yayınları · 202611,7bin okunma