Nietzsche AğladığındaIrvin D. Yalomİlayda Dağdagül
“Acaba çevreme bakmayarak ömrümün ne kadarını boşa geçirmişimdir? Daha doğrusu, bakıp da görmeyerek?”
Viyana’da tatildeyken bir mektup alan Dr. Breuer’den, onlarca doktora gitmesine rağmen hastalığına çare bulunamayan bir hastaya tedavi yaratması istenir. Bu kitabın öğrencilere ders niteliğinde yazıldığını bildiğim için, bir doktorun hastasını seanslarla nasıl iyileştirdiğini okuyacağımı sanmıştım.Ama karşıma bundan çok daha derin, felsefi bir yüzleşme çıktı. Bu her insanın okuması gereken ve kendi tedavimizi anlamamıza yardımcı olacak bir roman.
Nietzsche yalnızca bir hasta değil; kimseye güvenmeyen, üç kez ihanete uğramış ve artık tedaviye inanmayan bir düşünür. Dr. Breuer ise dışarıdan kusursuz görünen bir hayatın içinde, kendi benliğini kaybetmiş bir adam. Her iki karakter de bir fırtınanın içinde, kendileriyle savaş halindeler.
Nietzsche’nin dediği gibi: “Ağacın büyüyebilmesi için fırtınalı havalara ihtiyacı vardır.”
Gerçekle kurgunun iç içe geçtiği bu romanda, konuşma terapisinin doğuşuna, insanın kendi iç sesini bulma çabasına ve benliğini yeniden inşa etme sancısına tanık oluyoruz.
Benim için tekrar tekrar okunacak, karakterlerinin iç dünyasını asla unutamayacağım bir eser.